Aralık 28, 2006

Gideceğim

Gideceğim...
Namussuzum buralardan gideceğim.
Adam gibi yaşayacağım bir yere
Gideceğim...

Gideceğim...
Namussuzum buralardan gideceğim.
Öküzlük yapmayacağım bir yere
Gideceğim...

Gideceğim...
Namussuzum buralardan gideceğim.
Bu saman, bu çöpün olmadığı bir yere
Gideceğim...

Gideceğim buralardan namussuzum!
Gideceğim...

Yeni yılı nerede ateşliyorsunuz?




Nişantaşı'nda bir tarafta enerji içeceği Burn, 'Yeni yılı ateşle!' derken; tam karşısında Aygaz, tüplerden tasarlanmış kulesiyle dikkat çekiyor.

Bu sahneyi görünce, Burn içip Aygaz tüpleri ateşleyesim geldi...

Rekabet Üstü

Çağdaşlarınızdan veya sizden önce gelenlerden daha iyi olmaya çalışmayın. Kendinizden daha iyi olmaya çalışın.

William Faulkner

designs by meriç kara




all projects © 2005 meric kara.

website design by nicole kenney,
programming by mark argo.

Yeni trendler, yeni ambalajlar

Ülker, en çok satılan ürünlerinden Albeni ve Coco Star’ın ambalajlarını yeniledi. Ülker Grubu İstişare Konseyi Üyesi ve Basın Sözcüsü Metin Yurdagül, Metro, Albeni ve Coco Star’ın yeni ambalajları tasarlanırken, öncelikle trendleri belirleyen genç kuşağın beklentilerinin dikkate alındığını söyledi.

Türkiye çikolata pazarı tonaj olarak son üç yılda yüzde 27 oranında büyürken, Ülker aynı dönemde yüzde 31’lik bir büyüme gösterdi. Yurdagül, toplantıda Ülker’in bisküvi, çikolata, süt, yağ ve meşrubat gibi sektörlerde 62 yıldır faaliyet gösterdiğini hatırlatarak şunları söyledi:

“Ülker Grubu, 1950 yılından beri çikolata ve çikolata kaplamalı ürünler üretiyor. O tarihten beri de kaliteden asla ödün vermeden, hep ileri teknolojileri kullanarak, dünyadaki gelişmeleri yakından takip ederek, onları ülkemiz şartlarına uygun hale getiriyoruz. Faaliyet gösterdiğimiz alanların çoğunda pazarın lideriyiz. Ana faaliyet alanlarımızdan olan çikolata ve çikolata kaplamalı ürünlerde de yüzde 57 pay ile pazarı şekillendiriyoruz. Bu alanda 2006 yılı ciromuz 680 milyon YTL’ye ulaştı.”

Rakamlarla Ülker’de çikolata üretimi

* 2006 yılında günde ortalama 17.000.000 adet çikolata ve çikolata kaplamalı ürün üretildi.

* Ülker çikolata ve çikolata kaplamalı ürünler üretimi için 2006 yılında;
- 45.000 ton toz şeker,
- 11.000 ton kakao çekirdeği,
- 15.000 ton süttozu,
- 8.000 ton kakao yağı kullandı.

* Ülker’in 6 markası toplam pazarın % 32’sini oluşturuyor.
o Halley
o Ülker Çikolata
o Ülker Çikolatalı Gofret
o Albeni
o Metro
o Coco Star


Kaynak: Marketing Türkiye

Aralık 26, 2006

İLK 5



MarketingMa blogundan tanıdığımız Alper Akcan'ın kurduğu güzel zaman geçirmeye birebir ilk5.blogspot artık wordpress'te yeni adresinde: ilk5.net

(: Geçen hafta yazdığım ilk5'lerim :)

* Şurda bi kuş varmış…
1. Bu görmüş,
2. Bu tutmuş,
3. Bu pişirmiş,
4. Bu yemiş,
5. Bu da ‘hani bana, hani bana’ demiiiş…

* Günün Menüsü
1. Ezogelin Çorba
2. Musakka
3. Pirinç Pilavı
4. Kabak Tatlısı
5. Yayık Ayran

* Doğada Bulunan 5 Büyük Element
1. Ateş
2. Su
3. Toprak
4. Hava
5. Tahta

Daha renkli ilk5'ler için sizi de bekliyoruz!

Aralık 25, 2006

musicovery



Rengârenk bir sayfa, farklı müzik türlerini barındıran bir müzik kutusu, kullanımı hızlı ve pratik internet radyosu, internette yol arkadaşınız, ruh terapistiniz ve mutluluk kaynağınız ve...

Ve karşınızda www.musicovery.com

yalnızlık

yanımda kimse olmadığından değil
yalnızlığım,
yalnız olduğumu söyleyebileceğim
kimse olmadığı için
yalnızım ben...

düşünceler

seni düşündüğüm zamanlar
senin de beni düşünüp düşünmediğin düşüncesi
düşündürüyor beni...

gözler

gözlerin gözlerimi
gözlerimin gözlerini
gözlediği gibi gözleseydi
gözlerimiz göz göze gelirdi...

günün (s)özü 15

Vizyon eğer aşırıya kaçarsa illüzyon olur!
Rahmi Koç

Aralık 23, 2006

KonFikir Makinası

Girişmek için iyi bir fikriniz var mı..?

Bir zamanlar Apple'dan kovulan, şu an Apple CEO'su olan Steve Jobs, ünlü İngiliz atasözüne(Yıldırım iki kere çarpmaz!) karşı gelircesine pazarlamada devrim yaratmaya devam ediyor.

Macintosh 'tan sonra Ipod ile inanılmaz bir pazar başarısı yakalayan Jobs'ın hayatına göz atmakta fayda var. Çok şey kazanacağınızı umuyorum. (iCon:Steve Jobs)

Geçenlerde aklıma şu fikir geldi: Fikirleri bir gün değerlendirmek üzere bir yerde biriktirmek...

Hatta herkesin bir KonFikir Makinası olsa da orada fikirlerini biriktirse...

Eminim bir gün işe yarayacaktır, KonFikir Makinası 'nı dolduranlar bir gün meyvelerini alacaklardır.

Bakın, ben başladım bile..!

Aralık 22, 2006

günün (s)özü 14

Emretmek daha zordur itaat etmekten. Her emir bir tecrübe ve bir riziko gibi göründü bana; ve canlı, bir emir verdiğinde, daima tehlikeye atar kendini.

Friedrich Nietzsche
Böyle Buyurdu Zerdüşt

Perspective



Galatasaray Üniversitesi İİBF İşletme Kulübü yayını olan Perspective dergisinde yer alan yazıları okumak ve GSU İşletme Kulübü'nün faaliyetlerini yakından takip etmek ister misiniz?

O halde... Tıklaması bedavaaaaaaaaaaa!!!


NoT: Reklam arası başlığı altında reklam ve pazarlama ile ilgili yazılarımı siteden okuyabilirsiniz.

Aralık 20, 2006

İçinizdeki Tyler



'Omlet yapmak istiyorsan, birkaç yumurta kırman gerekir.'

'Yaptığınız iş değilsiniz.
Cüzdanınızdaki para sizin kim olduğunuzu belirlemez.
Siz bankada duran paranız da değilsiniz, giydiğiniz kahrolası üniforma da.
Sadece dünya üzerinde şarkı söyleyip dans eden birer pisliksiniz.'

Tyler Durden/Fight Club

Aralık 19, 2006

adidas by Stella McCartney



Paul Mccartney 'in küçük kızı, Gucci'nin cazip teklifini deri giysiler üretmek istemediği için geri çeviren hayvan hakları savunucusu, yaratıcı bir kadın modacı...

2000 yılında Madonna'nın gelinliğini tasarlayan Stella McCartney, şimdilik erkekler için kafasını yormuyor. Adidas için hazırladığı fall/winter 2006 collection ve spring/summer 2007 collection görülmeye değer!

Dahi modacı Stella; kadınlara şık, elit ve trendy olma yollarının kapılarını açıyor...

Sonbahar/Kış 2006 ve İlkbahar/Yaz 2007 koleksiyonları için go! go! go!

http://www.press.adidas.com/stellamccartney/

günün (s)özü 13

'Her zaman kazanmazsınız. 1994 Oyunlarında dördüncü oldum. Ama hayatımın en hızlı yarışını koştum o gün.. Kendimce o gün kazanmıştım. Çünkü daha evvel hiç yapmadığım bir şeyi yapmayı başarmıştım.'

Bonnie Blair
Dört Olimpiyatta 5 Altın kazanan Şampiyon/ Hız Pateni

Aralık 18, 2006

Bir Reklamcının İtirafları


"As a private person, i have a passion for landscape, and i have never seen one improved by a billboard. Where every prospect pleases, man is at his vilest when he erects a billboard. When i retire from Madision Avenue, i am going to start a secret society of masked vigilantes who will travel around the world on silent motor bicycles, chopping down posters at the dark of the moon. How many juries will convict us when we are caught in these acts of beneficent citizenship?"

David Ogilvy
Founder of the Ogilvy & Mather Advertising Agency,
In Confessions of an Advertising Man, 1963

Dilenci ve Reklamcı



Reklam nedir sizce? Gerçeği bir başka türde süslemek ve hayâl ettirmek mi? Gerçeği iyimser bir açıdan dile getirmek mi yoksa?

Gelin şu kısa hikayeye göz atalım ve ne olduğunu anlamak için biraz yol katedelim...


Brooklyn köprüsünde, bir bahar günü, kör bir adam dilencilik yapıyormuş. Dizlerinin dibine bir tabela koymuş. Üzerinde "DOĞUŞTAN KÖR" yazılı imiş.

Herkes dilencinin önünden geçip gidiyormuş. Bir reklamcı bunu görmüş. Tabelayı almış, arkasına bir şeyler yazmış, olduğu yere tekrar bırakmış.

Ne olduysa olmuş. Gelip geçen ve bu tabeladaki yeni yazıyı okuyan herkes, başlamış dilencinin önündeki şapkaya, habire para atmaya....

Bir cümle yetmiş, onca kişiyi etkilemeye ve dilencinin şapkasının kısa sürede ağzına kadar parayla dolup taşmasına...

Ne mi yazıyormuş?

"GÜZEL BİR BAHAR GÜNÜ... AMA BEN BAHARI GÖRMÜYORUM."

Mesnevi


"Come, come again, whoever you are, come!
Heathen, fire worshipper or idolatrous, come!
Come even if you broke your penitence a hundred times,
Ours is the portal of hope, come as you are."


Mevlana Celaleddin Rumi

Cömert Warren Buffet



'Çocuklarıma bırakacağım mirasın miktarı onların bu hayatta bir şeyler yapabilecekleri kadar çok olacak, ama hiçbir şey yapamayacakları kadar fazla değil.'

Bu sözler, dünyanın en zengin ikinci adamı, ünlü yatırımcı Warren Buffet'e ait. 46 milyar dolarlık servetinin önemli bir kısmını uzun zaman önce bağışlayacağını söyleyen Buffet, önümüzdeki birkaç yıl içinde Berkshire Hathaway'daki 31 milyar dolar civarındaki hisse senedini, arkadaşı Bill Gates ve Gates'in eşi Melinda tarafından yönetilen vakfa bırakacağını belirtti.

76 yaşındaki Buffet, böyle bir kararı almasının nedenini şöyle açıklıyor:
'Gates'lerin bu parayı benden daha iyi dağıtabileceğine inanıyorum.'

Buffet'in çeşitli vakıfları yöneten üç çocuğuna verdiği meblağ ise 3 milyar dolar civarındaymış.

Siz olsanız ne yapardınız?

içten

yağmur içinde yağmur,
kar içinde kar olmak isterdim...

iç-dış meselesi değil benim meselem...
her ikisi de kabulümdür,
yeter ki içten olsun!

dışına tavrım içindendir,
içi dışı bir olsun yeter ki!

Aralık 16, 2006

Mizahın İyileştirici G:)c:)

Geçenlerde bir yerde okumuştum: 'Karamsar deneyimli iyimserdir.'

Ne derece doğru bilemiyorum ama ben iyimser olmaya devam ediyorum şimdilik. Bu söz geçerli ise karamsar olana dek sürdüreceğim bu tutumumu.

Bu konuyla ilgili, mizahla yakından ilgilendiğim senelerde okuduğum ve etkilendiğim bir kitap hakkında bilgi vermek istiyorum.

Allen Klein ‘Mizahın İyileştirici Gücü’ adlı kitabında bir yandan kahkanın ve eğlencenin psikolojik ve fizyolojik değerini gösteriyor, bir yandan da zamanlamanın önemini açıklayarak mizahın bazen yersiz olduğunu dile getiriyor. En yıpratıcı olayların bile üstesinden gelmemiz için çeşitli yollar öneriyor.

Kısaca; mizahın, eğlencenin, komedinin hayatımızdaki rolünü ve önemini inceliyor diyebiliriz. Kitabın bazı konu başlıklarıyla ilgili sözler derledim. Umarım işinize yarar, cebinizde bulunsun...

* Çifte Kazanç

Mutlu olduğum zaman içimden ağlamak geliyor. Ama mutsuzken gülmek istemiyorum. Sanırım mutlu olmak daha iyi. Çünkü o zaman birinin bedelini ödeyerek iki duyguyu birden yaşıyorsunuz.
Edith Ann adıyla Lily Tomlin

* Gülünce Neler Kazanırsınız

Kahkahanın gücü karşısında, hiçbir şey ayakta duramaz.
Mark Twain

* Mizah Başarmamıza Yardım Eder

Tatsız düşünceleri yok etmenin en iyi yolu güzel düşüncelere yoğunlaşmaktır.
Hans Selye
Stres Araştırmacısı


* Mizah Dengemizi Korur

Mizah duygusundan yoksun bir insan, yoldaki her çakıl taşında sarsılan, yayları olmayan bir vagona benzer.
Henry Ward Beecher

* Gülme/Ağlama İlişkisi

Kahkaha ve gözyaşı... Hayal kırıklığı ve bıkkınlığa verilebilecek iki tepki. Ben şahsen gülmeyi tercih ederim, çünkü arkada toparlanacak daha az şey kalıyor.
Kurt Vonnegut

* Yaşanmış Olaylara Bakış

İpin sonuna geldiğinde, bir düğüm at ve asıl. Veee sallanmaya başla!
Leo Buscaglia

* Bir Tutum: Neşeyle Islık Çalmak

Tutum her şey demektir. Mae West seksenli yaşlarınıyirmi yaşında olduğuna inanarak yaşadı, ve matematiğinin kötü olduğu hiç aklına gelmedi.
Soundings dergisi

* Gülümsemeniz Şemsiyeniz Olsun

Bir gülümseme, her şeyi düzleştiren bir eğridir.
Phyllis Diller

* İlk Gülen Olmak

Apallıklarımızı gizlemek yerine kabullenirsek, bunlara gülmeye başlarız. Bütün dünya da bizimle birlikte güler.
Jimmy Durante

(Old Boy filminde de buna benzer bir söz hatırlıyorum:
'Gülersen tüm dünya da seninle birlikte güler, ağlarsan tek başına ağlarsın.' )

* Dünya Gülme Laboratuvarınız Olsun

Eğer çevrenize şöyle bir göz atarsanız, yaşamın gerçekten komedilerle dolu olduğunu görürsünüz.
Mel Brooks

Son olarak bir Çin yazıtıyla bitiriyor kitabını yazar...

Yaşam risklerle doludur.
Hepimiz ip üstünde yürümeye çalışan birer akrobatız.
Bir ip cambazı
İp üstünde, kendini evinde gibi hisseder.
Bedenini hafif tutan
Düşüncelerinin yalın kalmasını sağlayan insanlar
Tehlikede gibi görünsedeler de
Asıl güvende olan onlardır.


Uzun lafın kısası: Hayata G:)l:)mseyin

Aralık 15, 2006

Sahte Lego İlanları



Daha önce Telefonica şirketinin ilanıyla ilgili değindiğim 'Yaratıcılıkta Yasak Bölge İhtiyacı' konusunu tekrar hatırlayalım.

Yaratıcı grubun işlerini ifşa ederken sağ duyulu olmaları gerektiğini ve kişisel yaratıcılıklarını kendi çıkarları doğrultusunda kullanmalarının yanlış olduğunu düşünüyorum.

İnternette künyeleri gezen sahte Lego reklamlarına değinmek istiyorum. İlanların sahte olduğu, sanat yönetmeni ve reklam yazarının "yaratıcılıklarını zorlamak" adına Saatchi yönetiminden habersiz olarak bu çalışmaları yaptıkları; hatta Lego'nun Saatchi'nin müşterisi bile olmadığı yazılıyor. Tehlikeli bölgeye giren iki yırtıcı-yaratıcı reklamcı ajanslarını ve adı geçen markayı zor duruma sokabiliyor.

Bir şekilde internete sızan bu çalışmalar oldukça üzücü ve kesinlikle kimseye hitap etmiyor. Sahte de olsa, suistimal edilen acılar ve değerlerin hüküm sürdüğü, yaratıcılıkla yırtıklığın farkını ortaya koyan, herkesin kendisine vicdanen yasak ilan etmesi gereken bölgeleri gözümüze sokan bu ilanları anlamak ve onlara anlam yüklemek mümkün değil!

Konuyla ilgili diğer ilanlara, açıklama mektubuna ve yorumlara şu linklerden ulaşabilirsiniz:

http://www.bigumigu.com/bigu/haber.asp?hid=1277
http://www.adrants.com/2006/12/lego-belittles-world-disasters.php
http://adsoftheworld.com/blog/operation/apology_letters_for_lego

Son olarak Edward de Bono 'dan bir alıntıyla bitirelim:

'Değer taşıyan her yaratıcı fikir, mutlaka mantıklı olmalıdır. Yoksa, düpedüz çılgınca bir fikir olur. Yaratıcı fikir, eğer mantığı varsa, biz o mantığı görene kadar çılgınca bir fikir olarak kalır. Mantığı yoksa, sonsuza kadar çılgınca bir fikir olarak kalmaya mâhkumdur.'

günün (s)özü 12

Herhangi bir şeye inanmama hakkını elde etmek istiyorsan, önce anlamalısın.

Şenlik Kamyonu



Efes Pilsen Maket ve Obje Yarışmasının maket dalındaki birincisi olan Korkut Varol'un projesi Efes Pilsen Şenlik Arabası 2006 'nın yapılma aşamalarını görmek için linke tıklayabilirsiniz.

Aralık 13, 2006

Güzel Havalar


Bu şiiri 2002 yılında mezun olduğum Kayseri Fen Lisesi'ne, hocalarına, öğrencilerine ve kendinden bir şey bulan herkese ithaf ediyorum. Orhan Veli'ye minneti borç bilirim. Bizi neler mahvetti sizce..?

Güzel Havalar

Bizi bu güzel havalar mahvetti.
Böyle havalarda kopya çektik,
Vurgan'ın dersinde...
Okula defter-kitap götürmeyi,
Kay-Fen'in bahar havasında unuttuk.
Böyle işittik sevgi dolu sözleri, Avni Hoca'dan...
Okuldan kaçma hastalığımız,
Hep böyle zamanlarda nüksetti.
Bizi bu güzel havalar mahvetti.

Günler kısaldı, mevsimlerde...
Ve yıl fen liseli bir öğrencinin okul defterinde,
Birkaç sayfa resim, öyle yarım yamalak ki;
Adnan Bey'in sayesinde...

Doğa gibi bakıyorsun yağmur yağıyor.
Sonra çiçek açıyor, çiftleşmeler başlıyor birer birer...
Elimizle bir anda dönüyoruz ilk yıla,
Çömez yıllarımıza...
Hani şu dağbaşı yalnızlığımıza,
Ahmet Abi'nin kantin semalarına,
Her şeyden habersiz, başıboş dolaştığımız dar yollara,
Adını patika koyduğumuz inek yollarına,
KFL'nin arka sokaklarına,
Işıkların yıldızların gölgesinde kaldığı sahipsiz mezralara...

Bahçe dışarda yinelesin dursun kendini,
Telepinu değiliz, ölüp dirilemeyiz ki...
Okul defterimizde bırakın bizi,
Yeter artık!
Başbaşa bırakın bizle bizi...

Demin de dedim ya;
Hep böyle havalarda nüksetti.
Bizi bu güzel havalar mahvetti.
Kay-Fen sevgisi...
Üzerine;
Dostluk sergisi...
Arkasından;
Neşe ve hüzün silsilesi...

İşte bizi bu güzel havalar mahvetti.
Hepimizi bu sıcacık anılar mahvetti.


Sevgiler...

karşı

karşıyım, karşı!
çirkinim, güzele karşı;
güzelim, çirkine karşı.
nedir benimle alıp veremediğin?
hayat!
bu sabaha karşı.

Fast Car BMW


Tracy Chapman'ın 1988'in ortalarında çıkan efsane şarkısı Fast Car hayalini BMW 1 serisi süsleyen herkese gitsin...

Fast Car

You got a fast car
I want a ticket to anywhere
Maybe we make a deal
Maybe together we can get somewhere

Anyplace is better
Starting from zero got nothing to lose
Maybe we'll make something
But me myself I got nothing to prove

You got a fast car
And I got a plan to get us out of here
I been working at the convenience store
Managed to save just a little bit of money
We won't have to drive too far
Just 'cross the border and into the city
You and I can both get jobs
And finally see what it means to be living

You see my old man's got a problem
He live with the bottle that's the way it is
He says his body's too old for working
I say his body's too young to look like his
My mama went off and left him
She wanted more from life than he could give
I said somebody's got to take care of him
So I quit school and that's what I did

You got a fast car
But is it fast enough so we can fly away
We gotta make a decision
We leave tonight or live and die this way

I remember we were driving driving in your car
The speed so fast I felt like I was drunk
City lights lay out before us
And your arm felt nice wrapped 'round my shoulder
And I had a feeling that I belonged
And I had a feeling I could be someone, be someone, be someone

You got a fast car
And we go cruising to entertain ourselves
You still ain't got a job
And I work in a market as a checkout girl
I know things will get better
You'll find work and I'll get promoted
We'll move out of the shelter
Buy a big house and live in the suburbs

You got a fast car
And I got a job that pays all our bills
You stay out drinking late at the bar
See more of your friends than you do of your kids
I'd always hoped for better
Thought maybe together you and me would find it
I got no plans I ain't going nowhere
So take your fast car and keep on driving

You got a fast car
But is it fast enough so you can fly away
You gotta make a decision
You leave tonight or live and die this way

Aralık 12, 2006

dili geçmemiş zaman

ıslak bir kağıtmışım,
bir zamanlar.
yeni yeni anlıyorum da,
işe yaramamak ne acıymış...

kırık bir bibloydum,
geçenlerde.
hiç unutmuyorum o anı,
kırıp geçmişlerdi yanımdan...

yırtık bir çadırım,
şimdilerde.
yaşamak güzel ama,
içimde bir boşluk var...

Aralık 11, 2006

Trend Show 07 Rüzgârı


Tek kelimeye sığmayan şişman aktivite sonunda çatladı ve ortaya çıktı. Trend Show'dan bahsediyorum tabii ki!

Geçen yıllarda olduğu gibi bu yıl da gençlerin(özellikle liselilerin) sahnede görmeyi en çok istediği grupları bir araya getiren Trend Show, gösteri dünyasının ve gençlerin heyecanına ortak olarak özel aktiviteler ve fütursuzca dağıttığı hediyelerle gençlerin karşısındaydı. 7-10 Aralık tarihleri arasında tam 4 gün boyunca gençler zıpladı, Lütfi Kırdar Rumeli Salonu sallandı.

Kimler yoktu ki!

Hande Yener, Teoman, Mor ve Ötesi, Ceza, Vega, Hepsi, Redd, Hayko Cepkin, Dorian, Pinhani ve özel gösterileriyle Bubble Artistry Ana Yang, That 1 Guy, Allegria Acrobatics, BBI Extreme Show. Ayrıca; Penguen ve Kemik ekibi imza gününde tam kadro yerlerini aldılar.

Uzun lafın kısası; siz siz olun; 2008 Trend Show'u kaçırmayın, gençler ve kendini genç hissedenler...

Slogan 'güzel' olursa

Alfa Romeo
Güzellik yetmez.

Bellona
Güzel yaşamak sanattır.

Doğuş Çay
En güzel çay, doğuş çay.

Egos
Başınıza gelen en güzel şey.

Filli Boya
En güzel boya

Gümüşsuyu
güzelim halı...

Kotex
Kadın olduğunu hissetmek güzeldir.

Mavi Jeans
Çok güzel oluyoruz.

Omo
Kirlenmek güzeldir.

Pantene
Sağlıktan gelen güzellik

Aralık 10, 2006

Yeni Opel Corsa ve C'MON!


Yeni Opel Corsa'nın reklam mottosu olan C'mon nedir, ne değildir, ulaşılmak istenen hedef ve reklamın Türkiye'deki algılanışı nasıldır? Bu anlaşılmaz kampanya için bunun gibi birçok soru sorabilirsiniz.

Öncelikle C'mon İngilizce argosunda 'Come On' anlamına gelmektedir. Sağda solda c'mon nidalarıyla dolaşan bez bebekler Corsa'nın peşini bırakmamaktadır. Nitekim; Opel Corsa bu reklam kampanyasıyla hedef kitlesini ailelerden daha genç kesimlere indirmek istiyor. Bunun için de bu sempatik(!) bez bebeklerden yararlanarak MTV'de 4 aydır süren under the radar adında bir program yapıyor ve 2006 MTV Europe Music Awards sponsoru olarak karşımıza çıkıyor.

Açıkçası bu sıradışı kampanyanın Türkiye'de istenilen başarıya ulaşacağını zannetmiyorum. Gençlere yönelik de olsa özellikle üniversiteden yeni mezun olan, ilk primlerini sayan kitlenin bez bebeklere kanıp da o kadar parayı bu otomobile verecekleri konusunda şüpheliyim. İşin bir başka boyutu, Corsa'nın C'mon kampanyasında birebir örtüşme göremiyorum. Yani görsellerle yazılar birbirini desteklemiyor. Bu da algıda birtakım zorluklara yol açıyor ki; gençlerin seçimlerinde karışıklık ortaya çıkıyor. Yeni Opel Corsa'nın C'monlarla bezeli afişindeki metne göz atalım:

Fantastik Yeni Opel Corsa

Köşede oturmuş sıcacık kahvenizi sakin sakin yudumluyorsunuz ve... VAAAY! Şu gözünüzü alamadığınız güzellik de nesi? Tabii ki bizim Yeni Opel Corsa... Aerodinamik tasarımıyla, pek de karizmatik... Panorama sunroof'u, AFL, FlexFix taşıyıcı sistemi ve pırıl pırıl piyano lake orta konsoluyla ağzınızı açık bırakıyor. Bu arada üstünüz başınız da sıcak kahve oluyor haliyle. Yeni Opel Corsa. C'MON!

İşin özü; bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!

Aralık 09, 2006

Yaratıcılık mı, yırtıklık mı?


Yırtıklık, icat edilmesi gereken yeni bir kavramdı. Yırtıklık, tümüyle farklı olmak arzusundan kaynaklanan bir yaratıcılık türüdür. Yaratıcılık, her zaman için yeni ve farklıdır, bu durumda genel kanı her yeni ve farklı şeyin yaratıcı da olması zorunluluğudur. Böylece, her farklı, tuhaf ve çizgi ötesi şey ‘yaratıcı’ sıfatını hakeder.

Bu düşünceye veya bu tarz yaratıcılığa karşı herhangi bir itirazım yok. Benim tek endişem insanların ‘yırtıklık’ ile ‘yaratıcılık’ kavramlarını eşit tutarak gerçek yaratıcılığa yazık etmeleridir. Yaratıcılık kolay anlaşılır, basit, sonradan anlaşılacak bir mantığa bürünmüş olarak görünebilir. Yaratıcılık “Hey bana bakın, ne kadar da yaratıcıyım değil mi?!” diye bağırmaz.

Tuhaflık genel olarak dikkat çekmez. Elbette bir hesap vermek isteyenlerle, alışılmış adetlere olan hor görüsünü bir resmi geçit törenine çevirmek isteyenler tuhaflığın yırtıklığına başvurabilir. Üzücüdür ki, sıradışıların oluşturduğu oldukça uzun bir sıra vardır- sanki tüm hippilerin hippi üniformalarını giymeleri gerekiyormuş gibi. Farklı olma arayışı ile motive olmanın yanlış bir tarafı yoktur. Ancak bunun, sıradışı olmak adına sıradışı olmak noktasında kalması yazık olur. Yan düşünme sürecinde provokasyonun son derece önemli bir rolü vardır. “Po arabalarının kare tekerleği vardır.” tipik bir provokasyon örneğidir. Provokasyonun ana noktasında ise, porovokasyondan uzağa hareket etmek için hareket kullanılmaktadır. Öylece provokasyonun üzerinde oturup “Bu yaratıcı değil mi.?” demek yerine kare tekerlekten hareket ederek akıllı suspansiyon tasarımına ilerleniyor. Provokasyon değerli bir basamak ancak yararlı bir sonuç değil.

Yırtıklığın yaratıcılıkla bu kadar sık eş anlamlı kullanılmasının sebebi, yırtıklığın çok kolay olmasıdır. Böylece, farkedilmek ve yaratıcığıyla gösteriş yapmak isteyenler bu izlenmesi en kolay rotayı takip etmektedir. Bu bir seçenek ve seçimdir. Benim bakış açıma göre pek yapıcı bir seçenek değil. Sadece sıradışı olmanın ötesinde katkı yaratabilen yaratıcılığa sonsuz saygım var. Bu durumda anahtar soru “Bu yaratıcılık hangi değeri yaratır?” Cevap göz çelici olabilir ancak bir çığlık da kulağı çeler. Gerçekten de çığlıklarla dolu bir dünyada yaşamak istiyor musunuz?

*Çevirmen notu: Dr. Edward de Bono yaratıcı düşünce alanında bir fikir lideridir ve “yan düşünce” kavramını ilk kullanan kişidir. Yaratıcılık ve düşünce alanında Gerçek Yaratıcılık, Altı Düşünce Şapkası ve Yan Düşünme adlı çok satan kitapların da dahil olduğu 50’den fazla kitap yazmıştır. ACA’nın yıllık toplantılarının ikisinde anahtar konuşmacı olarak bulunmuştur.

Yaz: Dr. Edward de Bono
Çev: Damla Özlüer

Crazitivity by Dr. Edward de Bono


From FOCUS Volume 8, Number 2, March-April 1997


Crazitivity is a new word that needed inventing. Crazitivity is that sort of creativity that is solely driven by desire to be different. Creativity is always new and different so the belief is that something new and different is necessarily creative. So anything different, bizarre and off-thewall claims to be creative.

I have no objection whatever to this belief and this style of creativity. My only concern is that people sho uld equate crazitivity with creativity. This would be a pity and would be a great disservice to serious creativity. Creativity can be low key, simple, unostentatious and very logical—in hindsight. Creativity does not have to announce: "Look at me. Aren’t I creative!!"

In the advertising world something that is crazy may catch attention and may therefore have a direct value. This is seldom the case elsewhere. Since much of the impetus for deliberate creative effort came from the advertising industry(brainstorming) there is this residue of belief that bizarre is creative.

Bizarre does not attract attention in general. So those who want to make a statement or parade their disdain for normal conventions may seek the crazitivity of bizarreness. Sadly, there is a huge convention of unconventionality—just as all hippies had to wear hippie uniforms. There is nothing wrong with the motivation to seek to be different. It is a pity if it just stops at being different for the sake of being different. In lateral thinking there is an important role for provocation. "Po cars have square wheels" is a typical provocation. The point of provocation, however, is that you use movement to move forward from the provocation. You do not just sit on the provocation and say: "Isn’t tha t creative?" So you move forward from the square wheel provocation to design intelligent suspension. Provocation is a valuable step but not a useful result.

The main reason why crazitivity is so often equated with creativity is that crazitivity is so very easy. So those people who want to be noticed and want to flaunt creativity find this the easiest route to take. That is a choice and an option. In my view it is not a very constructive one. I regard highly those creative contributions which deliver more va lue than just being different. So the key
question is: "What value does this creativity deliver?" It may be eye-catching but then a shout is ear-catching. Do you really want to live in a world full of shouting?

Dr. Edward de Bono is a leading authority in the field of creative thinking and is the originator of the term "lateral thinking." He has written over 50 books in the field of creativity and thinking—including the international bestsellers, Serious Creativity, Six Thinking Hats, and Lateral Thinking. He has been a keynote speaker at two of ACA’s annual conventions.

Aralık 05, 2006

İlk 5


- Murat! Sen en sevdiğim...hmm... 3. erkeksin
- ??...!!&?*%


İlk 5 Erkeklerim

1. Orkun
2. Uğur
3. Murat
4. Tolga
5. Dündar


İlk 5'te daha neler var neleeer! Hadi hadi çabuk olun!
Arkada bekleyenler var...

Aralık 04, 2006

Nevale'nin Zaferi


İTÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü 4. sınıf öğrencisi Metin Kaplan yılların sefertasını çok daha modern görünümlü, her katı ayrı sıcaklığa ve zamana ayarlanabilen bir araç olarak tasarlamış, ismini de nevale koymuştu. Bu projesiyle; Electrolux 'ün 4 yıldır tüm dünyadaki üniversite son sınıf öğrencileri arasında düzenlediği Electrolux Uluslararası Tasarım Yarışması 'nda 9 öğrencinin arasına girerek finale kalmıştı.

Electrolux Design Lab 2006 tasarım yarışmasında finale kalan Kayseri Fen Lisesi 2003 mezunu Metin Kaplan, 28 Kasım'da Barselona'da yapılan finalde jüri tarafından birinciliğe layık görüldü. Metin 'i tebrik ediyorum ve başarılarının son sürat devam etmesini diliyorum.


Henrik Otto, head of Electrolux design says about nevale ;
'The concept not only solves a problem, but it also promotes a healthier lifestyle.'



Yarışmanın sonuçları, jüri raporu ve jüri ile ilgili ayrıntılı bilgi için:

http://www.electrolux.com/node35.aspx?id=1056442
http://www.electrolux.com/node23.aspx?folderid=20812&page=4&q


Nevale'nin fendi, fast food'u yendi sonunda...

Aralık 03, 2006

sarı bir kelebek


sarı bir kelebek...
dinleniyordu yanıbaşında.

blues filan masaldı,
onun tek derdi karanlıktı.

bitecek ömrüne mi yansın,
şişecek kafasına mı?

neyse ki yumdu gözlerini,
geceyle beraber...

ama...
anca beraber, kanca beraber.

dinleniyordu yanıbaşında,
sarı bir kelebek...

Bad Hair Day


Egos Jöle'nin başlatmış olduğu Bad Hair Day konsepti için şu siteye girmeniz önerilir:

www.badhairdayz.blogspot.com


Yeah!!! Every day is a bad hair day :)

Kasım 29, 2006

Yaratıcılıkta Yasak Bölgeler


Yaratıcılıkta yasak bölgelerde gezmek reklamcıları yanlış yollara sürükler mi?

Afişte Arjantinli bir ajansın Telefonica şirketi için yaptığı çalışmayı görüyorsunuz. Açıkçası bu kampanyaya sıcak bakmıyorum, çünkü doğru bilgi vermiyor. İnsanların kafasında Türkiye hakkında olur olmadık fikirler oluşturuyor. Reklamın iyisi kötüsü olmaz demeyelim. Reklamlara etik açıdan yaklaşmak, sektörü olduğu kadar olmasa da hedef alınan tüketicileri de ilgilendiriyor. Dolaylı da olsa bunu böyle kavramanın gerekli olduğuna inanıyorum.

Öncelikle; söz konusu ajansın ta Arjantin'de olması, başka bir kıtada, yarım kürede yer alması kampanyayı yaratan grubun yanlış bir önsezi ya da önyargı ile davranmalarını haklı çıkarmıyor.

Sözgelimi; Usame Bin Ladin'in gençliğini alıp üzerine Gudyonsen ekip, bakın Türkiye ile İsveç arasında iletişimi nasıl da sağlıyoruz demek benim bakışıma göre yaratıcılığa girmiyor. Daha doğrusu taraflı(!) olarak baktığım için fikir havada kalıyor.

Öte yandan Türkiye-İsveç arasında en ucuz hattın Telefonica olduğunu dile getiren şirketin ajansı, önyargısını silemediği gibi ucuzluk kavramına görselinde değinmeyi bile akıl etmemiş.

Bu konuyla ilgili olduğunu düşündüğüm Edward de Bono’nun 'Yırtıklık ve çılgınlık her zaman yaratıcılık değildir.' sözünü hatırlatmak isterim. Devamında ise şunu belirtiyor:

'Yırtıklığın yaratıcılıkla bu kadar sık eş anlamlı kullanılmasının sebebi, yırtıklığın çok kolay olmasıdır. Böylece, farkedilmek ve yaratıcığıyla gösteriş yapmak isteyenler bu izlenmesi en kolay rotayı takip etmektedir. Bu bir seçenek ve seçimdir. Benim bakış açıma göre pek yapıcı bir seçenek değil. Sadece sıradışı olmanın ötesinde katkı yaratabilen yaratıcılığa sonsuz saygım var.'

Diğer yandan Ernie Schenck blogunda(mtddblog), yaratıcılıkta yasak bölgeye ihtiyacımız olduğuna açıklık getiriyor. Çok açık örneklerle sıraladığı yazısında şu örneğe dikkat çekmek istiyorum:

İrlandalı bir kumar firması Paddy Power, İsa ve havarilerin poker oynadığı Son Yemek Parodisi'ni göstererek kampanyasını yapıyor. Doğal olarak bir sürü İrlandalı Katoliğin yanında dünyadan da tepkiler geliyor. Sonunda posterler indiriliyor. Onların yerine Paddy Power yeni bir poster asıyor. Aynen şöyle yazıyor:

'Eğlence ve kumar için bir yer var. Çok açık ki burası orası değil.'

Sonuç olarak Paddy Power kampanyası tutuyor. Başka bir fikir de tutabilirdi. Yazar bunun sansürcülük olduğunu ve kötü bir fikir olduğunu dile getiriyor.

Bu görüşlere katılıyorum. Çünkü kullandığımız(!) her türlü değere göstermemiz gereken bir saygı ölçüsü vardır. Bunu doğru ve yerinde kullanmak tüm reklamcıların elindedir.

Arjantinlilerin kullanıldığı bir reklam filminde Arjantin halkını zengin, pinti, burnu havada, yerlileri ezen bir şekilde kullanmaya kalksam-doğru olmasa bile- ‘Ne bileyim kardeşim dünyanın öteki ucunu, ben öyle biliyorum.’ desem haklı çıkar mıyım?

Çıkmam, çıkamam, çıkmak da istemem. Çünkü temelinde hata düşüncenin kendisinde. Savundukça batarım, battıkça savunurum. Elime de bir şey geçmez.

Bu yüzden tehlikeli bölgelerde dolaşmayı kendimize yasaklayabilmeliyiz.

Yaratıcılığımızı zirveye ulaştıracağını tahmin etsek bile...

atlı bir karınca


atlı bir karınca...
yalınayak.
yürüyor şevkle,
bir alacağı olmalı
buralarda...

savaşmaya gitmiyor,
ekmek derdinde...
gözlerini açmış,
doğaya direniyor.
bir bildiği olmalı;
yoksa ne işi var
buralarda...

atlı bir karınca...
yalınayak.
buralarda...

Kasım 27, 2006

günün (s)özü 11

Bir şeyden her şeyi bilerek ya da her şeyden bir şeyi bilerek bir şeye ulaşamazsınız.

Kasım 25, 2006

Reklamca Konuşuyorum IV

* İnsanların kalitenizi keşfetmeleri için onlara yardım etmeniz şart!

** Kuralları bilmeden ihlal edersen hatanı düzeltme şansını yok edersin.

*** Reklam aşktır; reklam yazarlığı ise bir tutku. Nitekim; aşkı incitmek tutkulara saygısızlıktır.

Kasım 18, 2006

Dünyanın en uzun sitesi




Kariyer.net'in www.dortmilyoninsanburadaneyapiyor.com lansmanından sonra bir an düşündüm. Eskiye nazaran uzun siteler daha mı akılda kalıcı kabul ediliyor artık?

İnternette gezinirken karşıma şu haber çıktı: İşte dünyanın en uzun internet adresi... Galler'in kuzeyinde bir kasaba ve kasabaya ait bir site. Tam 58 harf!

www.llanfairpwllgwyngyllgogerychwyrndrobwllllantysiliogogogoch.com

Türkçe'ye çevrildiğinde çıkan anlam ise şöyle: 'Kırmızı mağaralı aziz Tysilio'nun yaptığı hızlı girdabın yanındaki beyaz fındık ağaçlarının olduğu boşluktaki azize Mary kilisesi.' :)

Olayı abartan kasabalılar kasabanın adını doğru telaffuz etme yarışları düzenleyip ödüller veriyormuş. Bu durum kasaba ahalisinin hoşuna gitmese de web alanı 'Internetters' adında bir firma tarafından çoktan tescillenmiş.

Diğer bomba da Yeni Zelanda'daki bir kasabadan... Guiness Rekorlarına ismini çoktan yazdırmış ve gelecekten umutlu bir yer olan kasabanın ismi şöyle:

Tetaumatawhakatangihangakoauaotamateaurehaeaturipukapihimaunga
horonukupokaiwhenuaakitanarahu


((: Dile kolay! :))

carpe diem tadında şiir

ANLAR

Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde, daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,
Çok az şeyi
Ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim bir çok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.
Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan,
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85'indeyim ve biliyorum...
ÖLÜYORUM...

Jorge Luis BORGES

İignlç Arşatrıma

Bir ignliiz üvnisertsinede ypalıan arşaıtramya gröe, keleimleirn hrfalreiinn hnagi srıdaa yzalıdkılraı ömneli dğeliimş. Öenlmi oaln bnirici ve snoucnu hrfain yrenide omlsaımyış. Arkdakai hfraliren srısaı krıaışk osla da ouknyuorumş. Çnükü kleimlrei hraf hraf dğeil, bir btüün oalark oykuorumuşz.

Bıakn nsıal da düügzn oudkuunz, iignlç dieğl mi?

Sveilegr...

Kasım 14, 2006

Farklı Konularda Faydalı Siteler

* 24 Saat Haber, Anında Haber
http://www.sesonline.net

*İnternet üzerinden dijital çiçekler göndermek için http://www.digitalflowers.com/index.html

* Kısaltmaların anlamlarını bulmak için
http://www.acronymfinder.com

* 3 günlük hava raporu
http://www.meteor.gov.tr/webler/tahmin/tahminmaster.htm

* İngilizce iş yazışmaları (örnek metinler)
http://www.4hb.com/letters

* 25,000'in üzerinde tanınmış insanın biyografisi
http://www.biography.com

* El işaretlerinin anlamları
http://www.handspeak.com

* Türkiye'nin en kapsamlı beyaz eşya sitesi
http://www.beyazz.com

* Çeşitli testler (Kişilik, zeka vb.)
http://www.queendom.com

* Piyasaya yeni çıkacak ürünler
http://www.comingsoon.net

* Milli piyango sonuçları
http://www.millipiyango.gov.tr

* Sayısal loto tahmin ve sonuçları
http://sayisal.cjb.net

* Günlük TV programları
http://www.tv7.gen.tr

* İl il Türkiye haritası
http://www.mailgazete.com/turkharita/turkiye.htm

* 8. Beş Yıllık Kalkınma Planı
http://plan8.dpt.gov.tr

* Önemli telefonlar
http://www.bybs.gov.tr/onemli_telefon_index.asp

Kasım 13, 2006

Katlan Video-Televizyon Servisi



Abdullah Katlan'ın sahibi olduğu bu servis Yozgat ilinde halen varlığını sürdürüyor mu bilmiyorum. Daha o yıllarda bir video ve televizyon servisi için ambleminden tutun da TV tasarımlı kartvizitine kadar düşünülmüş olması işletmenin iletişiminde doğru yolda olduğunu gösteriyor.

Bunların üzerine bir de 'katlanan kartvizit uygulaması' yapılabilirdi. Sloganı da hazır: 'Katlan Servis sizin için her şeye katlanıyor.'

Hukuk Siteleri

* Alfabetik sıra ile ücretsiz olarak tüm kanunlar http://www.idealhukuk.com/mevzuat/kanun/kanun_alfabetik.htm

* Tüm yasal mevzuat
http://www.ajanstuba.com.tr

* Kanuni haklarınız
http://www.egm.gov.tr/iletisim.htm

* Yargıtay kararları
http://www.yargitay.gov.tr

* İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi
http://www.sesonline.net/php/genel_sayfa.php?KartNo=21163

* Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi
http://www.sesonline.net/php/genel_sayfa.php?KartNo=11287

Ekonomi Siteleri

Yararlı ve işlevli site haberlerine ulaşabileceğiniz kaynakları sıralamaya başlıyorum. Önce ekonomiden başlayalım:

* 1970'den bugüne döviz fiyatları
http://www.tr-ito.com/bilgi_bankasi/dk.htm

* Merkez Bankası günlük döviz kurları
http://www.tcmb.gov.tr/kurlar/today.html

* Vergi takvimi
http://www.maxionline.net/vergitakvimi.htm

* Günü gününe petrol fiyatları
http://www.petroleumargus.com

* Enflasyonla mücadele
http://www.enflasyonsuz.com

Kasım 11, 2006

Nevale


İTÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü 4. sınıf öğrencisi Metin Kaplan 'sefertası meselesi'ni tekrar ele alarak daha modern görünümlü, her katı ayrı sıcaklığa ve zamana ayarlanabilen bir sefertası tasarlamış ve Electrolux'ün 4 yıldır tüm dünyadaki üniversite son sınıf öğrencileri arasında düzenlediği Electrolux Uluslararası Tasarım Yarışması 'nda 9 öğrencinin arasına girerek finale kalmış.

- Peki, bu sefertasının ismini ne koymuş?
- Nevale.

Milliyet gazetesinin yaptığı röportajda bu yaratıcı ürünün ismini neden ‘nevale’ koyduğunu şöyle açıklıyor:

- Sefertası olamazdı çünkü o zaten yapılmış bir şey. Bu onun ikinci versiyonu. Nevale yolluk, yolda yenen yiyecek anlamına geliyor. Çağımızda her şeyi İngilizce adlandırıyorlar. Bu çok bizden bir ürün. 40 yılda bir bir şey yapıyoruz, onu da İngilizce yapmayalım, Türkçe olsun diye düşündüm. Nasıl bize yabancı isimli bir ürün daha önemli, gizemli geliyor, bu gizemin de bir albenisi oluyor. Bu sefer aynı gizemi, albeniyi yabancılar yaşasın istedim. Veya Türk de Nevale'yi gördüğünde "Vay be Türkçe bir şey dünya çapında isim yapmış" desin istiyorum.

Çok güzel bir noktaya parmak basan Metin Kaplan ’ın öncelikle yaratıcı fikrini ve ürününe Türkçe bir isim koymasını takdirle karşılıyorum.

‘Nevale’nin İngilizce’deki karşılıklarına göz atalım:
nevale: food and drink, provisions, victuals, eats.

Hatta daha da ileri gidelim; genellikle sofra hazırlamak anlamında kullanılan şu fiili ele alalım:
nevaleyi düzmek: to get some food together, to obtain some provisions.

Sakın bunun albenisi de beğenmeyenler Metin Kaplan'ın sefertası güzeline ‘niveyl’ ya da ‘neval’ demesinler...

Umarım bu proje başarıya ulaşır ve ‘nevale’ tüm dünyada tanınır. 28 Kasım’da Barselona’daki finalin sonucunda kazanan belli olacak.

Bakalım nevale’nin fendi, fast-food’u yenebilecek mi..?


Röportajın tamamı için

http://www.milliyet.com.tr/2006/10/22/pazar/paz03.html

Kasım 05, 2006

Tilki tilki saatin kaç?

ortak defter

Reklam Yazarlarının Ortak Defteri

Çok yazarlı akıl defteri. Dertleşme köşesi. Paylaşma masası. Duyuru tahtası. Meslek odası. İmece grubu. Güç trafosu. Aktarma tablosu. Fikir deposu. Soru ambarı. Cevap silosu. Reklam Türkçesini kollama karakolu...

Ya da...

Reklamlarla yatıp, reklamlarla kalkanların; rüyasında brief görüp, yorumunu stratejik planlayanların özlemini-gözlemini, sevgisini-saygısını gösterip, yazılarıyla ortak defterde hissi senetlerine değer katanların aşklarını paylaştığı çizgisiz ajans manzaralı sanal harita yöntem(!) defteri...

Mat.ema.tik

Matematik bilimine saygım sonsuzdur. Sayıların gizemi, denklemlerin mütevaziliği, uzayın sonsuzluğu, 0'ın zarafeti, 1'in sıradanlığı içinde matematik de kendi dünyasında yaratıcılığın sınırlarını zorlar.

8'in gizemini ortaya koyan akıllara zarar(!) bir durum...

12.345.679 x 9 = 111.111.111
12.345.679 x 18 = 222.222.222
12.345.679 x 27 = 333.333.333
12.345.679 x 36 = 444.444.444
12.345.679 x 45 = 555.555.555
12.345.679 x 54 = 666.666.666
12.345.679 x 63 = 777.777.777
12.345.679 x 72 = 888.888.888
12.345.679 x 81 = 999.999.999

Ve sıkı durun, asıl bomba geliyor!

12.345.679 x 999.999.999 = 12.345.678.987.654.321


Mat.ema.tik.siz kalmayın efendim...

Kasım 03, 2006

Reklamca Konuşuyorum III

* Ürün ya da hizmetle dalga geçebilecek cesareti gösterebilen fikir markaya zarar vermemelidir.

** Gün gelecek, su sattıran 'pazarlama' susatacaktır.

*** Sıradanlığıyla dahi sıradışı görünebilenlere 'marka' diye seslenebilirsiniz.

**** Marka üstü gücün çıktığı gün, markalar tüketicinin belleğine değil; benliğine hitap edecekler.

otobüste

Otobus

Tıklayın, "İneklik Etme Taksi Tut" atasözünü yazan kişiye ithaf olunur. EGO'yu "Erken Gelen Oturur" olarak algılayanlara da ithaf olunur. "Taksi hikayelerim var" diyenlere de ithaf olunur. En iyisi şöyle diyelim; "Ulaşım araçlarının hepsine dair hikayeler". "Ay benim de var böyle hikayelerim, hem de çok komik göndersem yayınlar mısınız?" dersen. "E, yolla bakarız" deriz.


Otobüste, dolmuşta, trende; takside , uçakta, helikopterde yaşanıp kimisi gülünesi, kimisi ağlanası hikâyeler...

Tıklayın. Pişman olmayacaksınız!

Ekim 30, 2006

Aras Kargo Gizlenmeyince...

Geçenlerde Kanal D akşam haberlerinde 15 yaşındaki kız çocuğunun 30 yaşındaki bir adam ile zorla evlendirildiğini ve küçük kızın törelere karşı gelip polise ihbarda bulunduğunu bildiriyordu.

Tutuklanan adamın üzerinde ‘Aras Kargo’ tişörtü vardı, belli ki iş başında tutuklanmış. Firma adı gizlenmiyor, belki de gözden kaçıyor; fakat halkla ilişkiler faaliyetlerinin özenle yürütüldüğü son yıllarda bu gibi durumlar tüketicinin gözünden kaçmıyor.

Markayı yönetirken bu olumsuzlukları ürüne veya hizmete bulaştırmamak gerekiyor. Daha dikkatli olmakta fayda var.

Ekim 29, 2006

Fransız Ürünler

Son günlerde siyasal sürecin pazarlamayı ne kadar etkilediğini Türkiye-Fransa ilişkilerinde apaçık gördük. Firmalardan kimi Fransız ürünü olmadığını açıklayan ilanlar verdi, kimi Fransa'nın tutumuna sonuna kadar karşı olduğunu belirtti.

Hangi ürünlerin Fransız olduğuna Fransız kalmamanız için işte size bir liste...

Benzin: Total, Elf
Süpermarket: Carrefour, Gima, Dia Endi, ChampionSA
İnşaat: Ondulin Avrasya (Onduline -Bituline-Isoline) , Lafarge, Chryso, Weber Markem
Seyahat: Air France, Club Med
Tıraş Bıçağı: BIC
Çakmak: BIC, Cartier
Kırtasiye: BIC, Sheaffer
Yoğurt: Danone, Yoplait
Şişe Suyu: Perrier, Danone, Evian
Mutfak ve diğer ev eşyaları: Tefal
Oto Lastiği: Michelin, Uniroyal, Recamic
Oto Yedek Parça: Valeo
Otomobil: Renault, Peugeot, Citroen
Spor Ekipmanı: Le coq sportif
Motosiklet, Bisiklet: Peugeot
Giyim: Lacoste , Givenchy, Pierre Cardin, Yves Saint Laurent, Etam, René Derby, Sonia Rykiel, Cacharel, Daniel Hechter
Çanta: Longchamps, Lancel, Louis Vuitton
Şampuan: L'Oreal, Studio Line, Lancome
Saç ürünleri: L'Oreal, Studio Line, Garnier, Kerastase
Cilt Bakım ürünleri: Clarins, Guerlain, Avene
Bebek giyim, mama, oyuncak: Bledina, Mellin, Majorette, DPAM, Petit Bateau
Kozmetik: L'Oreal, La Roche Posay, Biotherm, Christian Dior, Clarins, Vichy
Parfüm: Chanel, Christian Dior, Clarins, Drakkar Noir, Fahrenheit, Lancome, Lavendar Harvest
Dergi: Marie Claire, Elle
Telekom: Alcatel
Sigorta: AXA, Güneş Sigorta, Başak Sigorta, Başak Emeklilik (Groupama International)
Finans: Societe General Bankası, TEB (Turk Ekonomi Bankası)
İlaç firmaları: Sanofi(Aventis&Synthelabo&Pasteur ortakligi), Servier, Fournier, Guerbet, Pierre

Ekim 17, 2006

Esnek ama Flexi değil!



Flexi Card reklamlarındaki adamı hatırlarsınız...

26 yaşındaki Amerikalı Daniel Browning Smith, Flexi Card reklamlarındaki o acayip hareketleri yapıp, izleyicileri hayrete düşüren, "Bu adamın vücudunda hiç mi kemik yok" dedirten kişidir.

Mesleği için kontorsiyonist(vücudunu eğip büken akrobat) diyen Amerikalı 'nasıl bir eğitimden geçtiniz?' sorusuna da şu cevabı veriyor:

26 yaşındayım, 8 yıldır profesyonel olarak bu işi yapıyorum. Bu konudaki yeteneğimi, 4 yaşımda, ranzadan atlarken yaptığım hareketleri gören babam keşfetti. Bunun üzerine kütüphanelerden bulduğu kontorsiyonistlerin resimlerini eve getirmeye başladı. Ben de resimlerde gördüğüm hareketleri, aynen yapana kadar denedim. Biraz daha büyüyünce, San Francisco’daki sirk okulunda, Çinli Lu Yi’den 1 yıl eğitim aldım.

Smith vücudunu şekilden şekle sokup üç kez de Guinness rekorlar kitabına girmeyi başarmış. Kendini lastik çocuk olarak konumlandıran Smith’in vücudunu başka ne hallere sokabildiğini görmek istiyorsanız rubberboy.com sitesine de girebilirsiniz.

Aylar önceki bu konuyu neden açtım peki? Şunu söylemek için...

Maalesef ülkemizde kendi yeteneklerimizi keşfetmemizi ve insanımıza güvenmemizi sağlayacak yönetici iradeleri çıkmıyor. Ben buna genç bir reklam yazarı adayı olarak üzülüyorum.

Eczacıbaşı gidiyor, 'Artema' ve 'Vitra' nın logolarını büyük paralarla yurtdışındaki grafikerlere yaptırıyor. Reklam afişleri için Avrupa'dan fotoğrafçılar getirtiyoruz. Daha bir sürü buna benzer örnek... Ne oluyor peki bu durumda? Kendimize güvenimizi yitiriyoruz, inancımızı kaybediyoruz, hatta kimimiz de yurtdışında çalışmanın hesaplarını yapıyoruz.

Bakınız resimdeki Türk kardeşimize! Nasıl da eğilip bükülüyor, esnek mi esnek, % 100 yerli! Ama dedim ya o 'contortionist' değil, sıradan biri... Hele flexi hiç değil, esnek olabilir ancak!

Sözüm meclisten dışarı, yetkililere gitsin...

Ekim 15, 2006

Reklamarası: Bir fıkra...

Adamın biri ölmüş ve cennet ile cehennem arasındaki kapıya gelmiş. Bakmış, insanlar bir meleğin oturduğu masanın başında kuyruğa girmişler, eh bizim adam da girmiş. Sıra ona geldiğinde melek şöyle demiş:

- Senin gibi iyi ve doğru yaşam sürmüş insanoğullarına şöyle bir güzellik yapıyoruz. Cennet ve cehennem arasında bir tercih şansı veriyoruz; dilersen cennete dilersen cehenneme gidebileceksin.

Adam da, "elbette ki böyle bir durumda cenneti seçerim" demiş. Melek ise "acele etme, önce bir gör istersen, sonra karar ver" demiş. Adam da razı olunca melek parmağını şıklatmiş. Şıklatmasi ile de kendilerini cehennemde bulmuşlar. Adam hayretler içinde, cehennemin aslında bildiklerinden son derece değişik bir yer olduğunu farketmiş. Eee, nasıl farketmesin, şamata gırla, kadınlar çok güzel ve hepsi emirlere amade, yiyecek ve içecekler tepsilerde sunuluyor ve hiç bitmiyor, aklina gelen her türlü eğlence ve çılgınlık gerçekleştirilebiliyor.

Bunları görmesinin hemen ardından, melek "istersen bir de cenneti gör" diyerek parmağını bir kez daha şıklatmış. Adamımız bir de bakmış ki, dünya üzerinde bile tahammül edemeyeceği, gerektiğinden fazla sessiz ve sakin, ortalıkta bir iki kuzu ve çimenlerin olduğu, başka hiçbir şeyin olmadığı bir yer.

- Eh, doğal olarak ben bu durumda cehennemi seçiyorum, demiş.

Melek ise "son kararın mı?" diye sorup onayı aldıktan sonra peki diyerek elini çırpmış ve adamı istediği gibi cehenneme yollamış.

Adam aniden kendini kaynayan kazanın içinde bulmuş ve bağırmaya başlamış : "Bana vadettiğiniz bu değildi ki ama? İmdaaat, kurtarin beniiii".

Bunun üzerine meleğin kafası cehennemin gökyüzünde gözükmüş ve şöyle demiş: "Eh, ne yapalım, onlar reklamlardı...’’

'Fransız markası değiliz.'

Giyim firması LC Waikiki bazı gazetelere tam sayfa olarak verdiği ilanlarda, Fransız markası olmadığını, bir Türk markası olduğunu bildiriyor.

Bazı e-forum ve web sitelerinde LC Waikiki'nin bir Fransız markası olarak belirtilmesi üzerine açıklama yapma gereğinin duyulduğunun belirtildiği ilanlarda, LC Waikiki'nin, Tema Tekstil A.Ş. tarafından Fransız D.D.K.A firmasından 1997 yılında satın alınarak bir Türk markası haline getirildiği de vurgulanıyor.

İlanlarda LC Waikiki'nin Türk firması olduğuna dair Türk Patent Enstitüsünden (TPE) alınan marka tescil belgesine yer veriliyor.

İstanbul’da ve Safranbolu’da fabrikaları bulunan LC Waikiki % 100 yerli malı olduğunu belirten ilanlarıyla dikkatleri üzerine çekmeyi başarmıştır. Olumsuz bir ortamda olumlu bir iş yapan LCW ’nin bu tavrını bakalım başka markalar izleyecek mi..?

İlerleyen günlerde hep birlikte göreceğiz.

Fikrimi değiştirdiler! Hükümsüzdür!

Marketing Türkiye’nin son sayısının(1 Ekim 2006) kapak konusu olan 'fikir hırsızlığı' ile ilgili blog görüşlerine yer vermişler; ayrıca 'reklamyazıları' grubundan alıntılar yapmışlar. Görenleriniz vardır.

Görüşlerin en altında ismimi görünce bir an şaşırdım, yazıyı okuduktan sonra biraz daha şaşırdım. Çünkü daha önce telif hakları ile ilgili bilgi almak isteyen Uğurcan Bey’e yazdığım cevabı ‘Molfix, Warner Bros ilişkisi’ adı altında oraya koymuşlar. Ne yazık ki, Molfix’in ajansının çizgi kahramanları kullanmasının konuyla ilgisi yok. Nasıl ki daha önce Tamek, Garanti kullandıysa, telif haklarını Warner Bros’tan satın alarak Molfix de kullanmıştır. Yakında Turkcell de çizgi kahramanlarla boy gösterecektir. Bunun çalıntı fikirlerle ya da orijinal yaratıcılıkla bir bağlantısı yoktur.

Ayrıca ‘ajansını ve tekif haklarının nasıl alındığını maalesef bilmiyorum’ sözlerimi, ‘Ajansını ve telif haklarını nasıl aldılar merak ediyorum.’ şeklinde bilerek ya da bilmeyerek değiştirmişler. Anlam da böylece değişmiş. Bir diğeri, adres olarak blogumu vermişler; birincisi ben o yazıyı blogda yayınlamadım, ikincisi blog zaten yanlış yazılmış.

Doğrusu www.burakargin.blogspot.com olacaktır.

Şimdiye kadar satın aldığım Marketing Türkiye’ler arasında iştahla ve zevkle okuduğum en güzel sayı olmasına rağmen yapılan bu anlamsız hatalar iştahımı kaçırdı.

Özetlersek;

Fikrimi değiştirdiler! Hükümsüzdür!

Sevgiyle...

Ekim 14, 2006

Reklamca konuşuyorum II

* Reklam, ikna etme sanatıdır; ancak reklamcılar sanatçı değildir.
Çünkü sanatçılar yalan söylemez, söylememelidir.

** Stratejisiz reklam içi boş çuvala benzer, yığılır ve olduğu yerde kalır.

*** Reklamın reklamını yapmak heyecan yaratır, merak uyandırır; yalnız kısa süreli olmak şartıyla.

Ekim 07, 2006

Yaralayıcı Sloganlar

Yaratıcı reklam sancısının yanında, benim bir de yaratıcı slogan sancım var. Arada bir ağrı tutuveriyor.

Kimi ‘keyif’ten sıkılıyor, kimi ‘lezzet’ten...
Ben ikisinden de sıkıldım.

Peki ‘zaman’dan yara(r)lanan yok mu aranızda?
Ben yaralanıyorum.

Zengin dilimizde alternatifi (dönem, vakit, devir, çağ...)
hayli çok olan bu kelimeye bu kadar bağlanılması nedendir..?

Tabii ki güzel olanları var, ama her zaman(!) sevilmiyor işte!

Buyrun burdan yakın:

AKSİGORTA
Her zaman sizinle.

Arçelik
Küçük bir Arçelik'le sevgiye zaman kalır

Atasay Kuyumculuk
Zaman Geçer Altın Kalır

Atlas
Her zaman keşfetmek için bak!

avea
Şimdi konuşma zamanı.

BAHARİYE HALI
her zaman, her yerde...

Braun Silk-epil
Hayata her zaman hazır olun.

Coca-Cola
Her zaman Coca-Cola

Hyundai
Her zaman yanınızda

İpek Mobilya
Değişim zamanı

Mogaz
Tam dolu, tam güvenli, tam zamanında

Mr. Proper
Temizlik zamanını kısaltan sihirli güç

OYAK BANK
Her zaman, her yerde yanınızdayız!

PEUGEOT
OTOMOBİL HER ZAMAN BÖYLE KEYİF VERMELİ

RADIO Mydonose
"HER ZAMAN EN YENİ"

Rolling Stone
Her zaman gençliğin sesi

Selpak
Her zaman farklı

STEP
HER ZAMAN. HER YERDE.

STEP
YENİ BİR YER. YENİ BİR ZAMAN.

T.C Ziraat Bankası
Her yerde her zaman

Tuborg Pilsener
Müzik her zaman her yerde

UPS
Eş zamanlı taşımacılık

Vakıf Emeklilik
...Gelir zamanı.

Zaman
Gerçekler Zamanla anlaşılır.


Başlık zamanı...


EFE RAKI
ŞİMDİ "EFE"LENME ZAMANI...

DECO
ŞİMDİ DEKORASYON ZAMANI


Kısaca; artık devir değişti, tabii zaman da değişti!

Slogan 'sen' olursan...

Pınar Ketçap - O sıkılırken, sen eğlen!

Becks’s - Hayat çağırıyor. Anahtarı sende.

Burger King - Ateş seni çağırıyooo!

Çilek - Senin odan, senin hayatın.

Tefal - Sen her şeyi düşünürsün

Sunny - Güldürürüm seni!

Eti Puf - Yerim seni!

Slogan 'ben' olursam...

BMC - Bence BMC

Hazırkart - Ben özgürüm

Loreal - Çünkü ben buna değerim

Twigy - Bu terlik, tam benlik!

Türk Telekom - Konuş benimle

Superfresh - Dile benden ne dilersen

Voila - Değiştir beni...

Ekim 04, 2006

Reklamcılık ve Halkla İlişkiler


Mesleğin gerektirdiği özellikler:
Reklamcı ve halkla ilişkiler uzmanlarının üst düzeyde genel yeteneğe sahip, genel kültür seviyesi yüksek, sosyoloji, psikoloji ve sanata ilgili konularda başarılı kişiler olması gerekiyor. Ayrıca yaratıcı, hayal gücü fazla, mizah anlayışı olan, düşüncelerini söz ve yazıyla başkalarına etkili bir biçimde aktarabilen, dışa dönük, girişimci, yeniliklere açık işbirliği yapabilen gibi özelliklere sahip olmalı.

Amacı:
Eğitimin amacı medya sektöründe en önemli finans kaynağı olan üretim ve tüketim dengeleriyle toplumsal bilinci biçimlendiren reklamın ne olduğunu, çeşitli medya ortamlarında nasıl işlediğini, kuruluşun hukuksal, finansal işleyişlerini, uluslararası piyasa stratejilerine yönelik ugulamaları, kurumsal kimlik ve imaj yaratma çalışmalarını içeren bir birikim kazandırmak.

Alınan dersler:
Davranış bilimleri, iletişim, sosyal psikoloji, güzel sanatlar, reklamcılık, tüketici davranışları, ikna edici iletişim, hukuk, sanat tarihi, pazarlama iletişimi, reklamda yaratıcılık, reklam medya pazarlama, iletişim yöntemi, reklam kampanya analizi, psiko drama, basında çağdaş gelişmeler, sunuş teknikleri gibi dersler okutuluyor.

Çalışma alanları:
Bölüm mezunları, reklam ve halkla ilişkiler sektöründe, müşteri ilişkileri araştırma ve prodüksiyon bölümlerinde, kurumların reklam ve halkla ilişkiler birimi ve insan kaynakları birimlerinde çalışabiliyor.

İşletmeyi kendime, iletişimi başkalarına batırıyorum. :)
Seçimizi iyi yapın, bol şanslar!

günün (s)özü 10

Hayatımdan bana ivazsız kalan tek mirasım; reklam yazarlığım.

Reklamca konuşuyorum I

* Reklamları okutmak, göstermek, dinletmek, hissettirmek ve izletmek farklı duyulara hitap eder.

** Hedef kitlenizin duyularının varlığı kadar yaşarsınız.

*** Reklam mecraları çeşitli hislere endekslidir.

Eylül 24, 2006

eNSTaNTaNeLeR 1

* Gözleri görmezlikten gelen adam.

* Aramızda kara paranın lafı mı olur!

* Her şey için çok geç.

* Keşkelerle büyüdük, meğerlerle ölüyoruz...

* Biz ne zaman içsek, seksüt içeriz abi!

* Made in world.

* İşim var , gücüm yok!

* Proje Kasarım

* Yanlışsamalar Kitabı

* Rengâhenk

* Kitabiyat

* SuperPacMan

günün (s)özü 9


Prenslerle prensesler rüya fakirleridir.

üç-dört-iki


bisiklet sürmeye üç tekerden başlarsın,
derken büyüdüğünün farkına varırsın...

dört tekerli bir bisiklet alırsın,
iki tekeri yedek olan...

artık cesaretini gösterme zamanın gelmiştir,
atarsın o yedekleri bir köşeye...

neden olmasın!
cambazlar da bilmiyordu...

Eylül 19, 2006

Avrupa'dan Yaratıcı Reklam Yazıları



* İsviçre,Zürih havaalanında...

Sorry, airport fans.
Zurich has the shortest transfer times.


* 'Folio' yayınevinin tren istasyonundaki afişi...

Rien ne vous transporte comme un folio.
(Hiçbir şey sizi folio gibi taşıyamaz.)

* '8X4' ün metronun içerisine yerleştirdiği askılık...

Ce metro s’arrete a toutes les stations.
Ce deo ne s’arrete jamais.


(Bu metro bütün istasyonlarda duruyor.
Bu deodorant durmak bilmiyor.)

* Su müzesinde suyun önemi anlatılıyor...

De l’eau pour tout
De l’eau partout


(Herkese su
Her yerde su)


* Yaratıcı bir cafe ismi...

Pass' port

Avrupa Reklamına Çıplak Bakış


İki aylık yurtdışı gezisi sırasında Avrupa (Fransa ve İtalya) reklamlarını çıplak gözle görme fırsatım oldu. Aldığım notları ve gözlemlerimi derleyerek ilginize sunuyorum.

. . . Buyrun Reklam Arasına. . .

- Fransızlar Dünya kupasının final öncesini; İtalyanlar ise doğal olarak final maçı sonrasını çok iyi kullandılar. Türkiye’de ise Coca Cola’nın Malta maçı öncesi Almanya’ya gidemeyen milliler için yaptığı jest anlamlı ve başarılıydı. Sahaya çıkan milli futbolcuların gördüğü hayali destek onları ve ekranları başında maçı seyreden Türk halkını motive etmeyi başardı.

- Fransa’da McDonalds’ın Burger King’e, Coca Cola’nın Pepsi’ye, Nike’ın Adidas’a, Hertz’in Avis’e karşı reklam kampanyalarının yoğunluğu bana göre tartışılmazdı. Pepsi reklamları yaratıcılıktan uzak ve iticiydi. Herhangi bir Burger King kampanyasını görmek nasip omadı. Ayrıca; Milano’da metro durağı misali adım başı bir McDonalds’a rastlamak gayet mümkün.

- Özellikle Paris’te Nike, Coca Cola, Unilever(Dove), Fiat(Grande Punto), Renault, Peugeot, Lacoste...vb gibi dev markaların reklamlarının globalliği ile McDonald’s, Lu, Evian...vb gibi gıda üzerine kurulu hızlı tüketim mallarının reklamlarının yerelliği dikkatimi çekti.

- İtalya’da tramvaylar ve otobüsler reklam mecrası olarak yoğun bir şekilde kullanılıyor. Otobüslerin beyaz olması işi biraz kolaylaştırıyor; çünkü beyaz fon üzerine cesaretin ve yaratıcılığın arttığını düşünüyorum.

- Avrupa’nın çoğu ülkesinde hızlı tren(TGV) istasyonlarındaki raketler ve özenle yerleştirilmiş reklam panoları çok işe yarıyor. Türkiye’de tren istasyonları için şimdilik erken olsa da otobüs terminalleri daha etkin bir şekilde kullanılabilir.

- Michelin’in Avrupa’yı ziyarete gelen turistlere yönelik turizm rehberlerine ve yol haritalarına olan desteği akılda kalıcı ve mantıklıydı. Gördüğünüz yol kitapçıklarında kapakta yer alan ‘Michelin ikonu’ tüketiciyle bağ kurmasını fazlasıyla başarıyor.

- Fransa’da reklam tabelaları, raketler, billboardlar, ışıklı göstergeler, reklam yazıları… hiçbir şekilde gözleri yormuyor ve görüntü kirliliğine yol açmıyor.

- İtalya’da reklam panolarının çok fazla karalandığını ve boyandığını farkettim. Hiphop kültüründen nasibini reklam sektörü de epey alıyor. Görüntü kirliliğine yol açan hiphopçılar belli ki reklamlardan haz almıyor.

- Avrupa medyasında reklam mecrası olarak haftalık ve aylık dergiler günlük gazetelere oranla daha çok kullanılıyor. Bunun nedeni de istenilen hedef kitleye daha rahat ulaşılması ve reklam boyutunun büyüklüğünün reklam verene daha cazip gelmesi diye düşünüyorum.

- Büyük bankaların sanata(restorasyon, sergi, gösteri...) olan çeşitli sponsorlukları sayesinde sanat kendi ayakları üzerinde durabiliyor. Özellikle mimariye verilen değer, şehirlerin tarihi dokularını korumalarını sağlıyor.

- Fransa’da kola, bisküvi, çikolata makinaları dışında su makinasının da kullanımı çok yaygın. Türkiye’de pek uygulanmıyor; halbuki metroda, alışveriş merkezlerinde, önemli caddelerin köşebaşında hem satış hem de pazarlama açısından iyi iş yapardı.

- Ferrari markasının büyüklüğünü Ferrari Store’da fazlasıyla anladım. Ferrari kendisini markadan da öte bir şey olarak konumlandırmış. Yakında ‘marka üstü güç’ ya da ‘marka benliği’ gibi yeni bir kavram çıkabilir. Kıyafetten, ayakkabıya; oyuncaktan, kırtasiye malzemelerine kadar ismini bir güzel(!) kullanıyor.

- ‘Tour de France’ sayesinde bisikletle birlikte sürücüleri de birer reklam mecrası haline gelmişler. Sokakta her an hırsla pedal çeviren rengârenk birisini görmek mümkün. Bu bağlamda; geleneksel hale gelen ‘İstanbul Avrasya Maratonu’ tüketicilere yakın durabilmek için eşsiz bir fırsat!

- İçki, otomobil ve prezervatif reklamlarının yaratıcılık rekabetleri hat safhadaydı.
Özellikle Heineken, Durex ve Peugeot işleri görülmeye değerdi.

- Modanın kalbinin attığı Paris ve Milano, tekstil sektörünü saat, gözlük, parfümeri ve ayakkabı sektörleriyle harmanlayarak kadınları aksesuar yönünden süslemesini biliyor. Bunun farkında olan pazarlamacıların hinliklerini doğal karşılamak gerekiyor.

Eylül 14, 2006

the client(!)

If the client doesn't find your work satisfactory,
just show them a picture of their factory.

Temmuz 03, 2006

günün (s)özü 8

Beni benden alıp bensiz bırakan yâr;
Seni sana verip de sensiz kalamam yâr!

Haziran 26, 2006

Hayata Dair Sözler III

* Yoksul adam tavuk yiyorsa, ya adam hastadır, ya tavuk.

* Devekuşuna yük taşı demişler ben kuşum demiş, uç demişler deve uçar mı demiş.

* Dilenciye hıyar vermişler, eğridir diye beğenmemiş.

* Hayat güzeldir; ama sermaye eder seni.

* Gülersen dünya da seninle birlikte güler, ağlarsan yalnız ağlarsın.
'Oldboy'

* Aşkın ikamesi yoktur.
Aşk bir zamanlama işidir.
'2046'

* Yaratmak!
Herkesin imkansız dediğine inanmaktır.
Olabilir olduğunu bilen bir anormalin dışında.

* Ölüm varken biz yokuz, biz varken ölüm...
Öyleyse ölümden niçin korkuyoruz?

* Herkes anlayabildiği kadar yaşar ve anlayamadığı şeyleri umursamadan ölüp gider...

* Salıncağı olmayanlar sapanı oyuncak bellemişler.

Hayata Dair Sözler II

Hayatın tanıklarını dinlemeye kaldığımız yerden devam ediyoruz...

Güneşe bakarsanız gölgeleri göremezsiniz.
Helen Keller

Öğüt vermek kolay, örnek olmak zordur.
La Rochefaucauld

Herşey olur... Herşey unutulur... Herşey yoluna girer... Hiç kimse herşeyi açıklayamaz... Eğer herkes herkes tarafından herkes için söylenen şeyleri bilseydi, kimse kimseye birşey söylemezdi.
Honataux

Olgun insan güzel söz söylemesini bilen insan değil, söylediğini yapan ve yapabildiğini söyleyebilen insandır.
Konfüçyüs

İnsanlar görevlerini yapmanın kendilerini mutlu edeceğini, mutlu olmanın da bir görev olacağını öğrenselerdi, daha iyi bir dünyada yaşarlardı. Bir insanın mutlu olması başkalarının da mutlu olmasını kolaylaştırır.
John Labback

Üç şey gizlenemez: Duman, aşk ve parasızlık.
Arap Atasözü

Her bildiğini söyleme, fakat her söylediğini bil. Söyleyecek yalan bulamayanların başvurduğu son çare gerçektir.
Marcel Lenoir

Gülemeyen güldüğünü sanır, gülemediğini anlayınca da güleni kıskanır.
Kızılderili Atasözü

Para her kapıyı açar fakat kilitleyemez.
Yunan Atasözü

Öğrendiklerini bir saat gibi cebinde taşı. İkide bir saati olduğunu göstermek isteyen insanlar gibi ortaya çıkarma. Eğer biri sana saati sorarsa söylersin, ama her saat başında sorulmadan saat kulesi gibi ötme.
Lord Chesterfield

En çabuk kuruyan şey gözyaşıdır.
Çiçeron

Dostlarını armağanlarla satın alma, armağan veremeyince onlar da seni sevmekten vazgeçerler. Emerson

Kimi insanlar yaşamda hiçbir amaca sahip olmadan yaşarlar. Bu gibi insanlar, bir nehir üzerinde akıp giden saman çöplerine benzerler. Onlar gitmez; ancak suyun akışına kapılarak akar giderler.
Seneca

İşin güç kısmı, adam olmak değil, adam kalmaktır.
Andre Mazerelles

İyi olmak kolaydır, zor olan adil olmaktır.
Victor Hugo

Unutma ki ağzında bal olan arının kuyruğunda iğnesi vardır.
Lyly

Ümidini kaybetmiş olanın, başka kaybedecek şeyi yoktur.
Bolse

Erdem , iyiyi elde etme gücüdür.
Eflatun

Hayata Dair Sözler I

Hepimiz hayatın birebir tanıklarıyız. Hayata dair sözleri vardır tanıkların.
Bakalım neler demişler...

Fazla alçakgönüllü davranma, gerçek sanırlar.
Nazım Hikmet

Tevazu erkeğin süsüdür.
Konfüçyüs

Kaos benim en yakın arkadaşımdır.
Bob Dylan

Optimist olmak en iyi savunma biçimidir.
Rod Stewort

Yanıp kül olmak, solup gitmekten iyidir.
Neil Young

Güzellik gereksiz şeylerin temizlenmesidir.
Michelangelo

İnsan insanın kurdudur.
Hobbs

Hayat sen planlar yaparken başına gelen şeydir.
John Lennon

Kendi omzuna tırman. Başka nasıl yükselebilirsin ki!
Nietzche

Yaşadığımız her an kendi hakkını ister.
Geothe

Rüyaları gerçekleştirmenin en kısa yolu uyanmaktır.
Emerson

Savaşın iyisi barışın kötüsü yoktur.
Benjamin Franklin

Türkler her şeyini feda eder, ama istiklalini asla.
Lloyd George

I don't agree with a word you say, but ı will defend to the death your right to say it.
Voltaire

Yaptığınız iş değilsiniz.
Cüzdanınızdaki para sizin kim olduğunuzu belirlemez.
Siz bankada duran paranız da değilsiniz, giydiğiniz kahrolası üniforma da.
Sadece dünya üzerinde şarkı söyleyip dans eden birer pisliksiniz.
Tyler Durden/Fight Club

Bazı insanlara sorsaydım bana daha hızlı at arabası yap derlerdi.
Henry Ford

This goodly frame-the earth
This most excellent canopy-the aire
What a piece of work is man!
How noble in reason
How infinite in faculty
In action how like an angel
In apprehension how like a God!
William Shakespeare

Marka Hevesi

Zaman gazetesinin cumaertesi ekinin alışveriş bölümünde Özlem Seller 'in yazısı dikkatimi çekti, bir kısmını paylaşmak istedim.

Yaz geldi, ekranlar reklamla doldu
Özlem Seller

'Sadece markaya yatırım yapmakla işin bittiğini sananlar kaybediyor. Kazananlar ise iyi reklâm yapanlar değil stratejik nokta atışı yaparak müşteriyi kendi tarafına çekenler oluyor. Eskiden ihtiyaçlar vardı, şimdi ise arzular var, tüketilen, tükettikçe yenisi icat edilen. Şirketler hem sadık müşteri istiyor hem de müşterinin sadakatini bozmak için elinden geleni ardına koymuyor. Televizyonu açıyorum, reklamlar. Vapura biniyorum reklamlar. Sloganlarına bakıyorum. Kelimeler farklı, mesajlar aynı: Arzular ve rahatlık. Kısaca marka sadakatine değil tüketimine odaklı. Hal böyle olunca markaya duyulan arzu da hevesten öteye gidemiyor. '


- Reklam sloganlarında ya da vaatlerinde gerçekten kelimeler farklı, mesajlar aynı mı?

- Herkes ürünlerinin tüketilmesi için mi çabalıyor; yoksa markasını yaratıp marka sadakatini sağlayabilenler var mı?

- Markaya karşı duyduğumuz şey sadece bir heves mi?

- Hedefteki tüketicilerin arzularını heves olmaktan çıkartıp yaşama tarzı haline getirmenin yolu iyi(!) reklamdan mı, yoksa stratejik planlamadaki nokta atışlardan mı geçiyor?

Kafam karıştı. En iyisi ben biraz düşüneyim...

entegrasyon(!) hali

Avrupa Birliği sürecinde 'entegrasyon' , ekonomide 'entegrasyon' paketleri derken biz de 'entegre' olduk sonunda...

Taksim-Kabataş 110 saniye!
Metro, otobüs ve deniz ulaşımında
''entegrasyon'' Kabataş' ta başlıyor!


Reklamlara dikkat çekerken dilimize çok çektiriyoruz.
İlanda 'entegrasyon' yerine 'birleşme, birleşim ya da bütünleşme' kelimeleri kullanılamaz mıydı?


Aynı etkiyi yapmadığını düşünebilirsiniz; fakat benim söylemek istediğim 'entegrasyon' un sağladığı anlamı başka sözcüklerle ve yöntemlerle sağlayabilmek.

Çünkü ilanda ''entegrasyon'' özellikle vurgulanmış. Biraz önce lise öğrencisi kardeşim 'entegrasyon' ne abi ya? diye sordu. Ben de metro, otobüs ve deniz ulaşımı birleştiriliyormuş dedim. Artık hafızasında nasıl kaldı bilemem, ancak lügâtına 'entegrasyon' girmiştir bir şekilde...

Burda benim dikkatimi çeken; ilanda 'entegrasyon' üzerine yoğunlaşmaları ve onu tırnak içine alıp özellikle kullanmaları. Onun yerine birleşme ve bütünleşme kavramlarından yola çıkarak 'birlik, beraberlik, bütünlük' gibi sözcük türevleri kullanılıp ilgi çekici bir görselle de bu yenilik anlatılabilirdi.

Böyle olmalıydı demiyorum tabii ki, sadece kaçak yabancı sözcüklerden arınmanın yollarından biri diye düşünüyorum.

Yarın bir gün sokakta 'Ulaşımda 'entegrasyon' işi iyi oldu.' diye duyarsak şaşırmayalım.

Farklı etki ve vurgularla dikkat çekmek için dilimizin daha çekeceği var desenize...

Hepsi...Pepsi...

Pepsi ’nin dünyaca ünlü starların(Michael Jackson, Janet Jackson, Gloria Estefan, Tina Turner, Rod Stewart, Rolling Stones, Ray Charles, Madonna, Britney Spears, Spica Girls, Pink, Ricky Martin, Jennifer Lopez, Beyonce, Mariah Carey, Christina Aquilera ve Tarkan) ardından R&B müzikte(!) Türkiye’de bir ilke imza atan Grup Hepsi ile müzik serüvenine adım atmasını Grup Hepsi’nin Türkiye’deki popülerliği, gençlerin nezdinde yeri, Hepsi-Pepsi uyumu, Spice Girls ile olan benzerliği, tarzları-dansları ve müzikleri açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Doğru bir seçim midir? Sonucunu görmek için illa etkisini beklemek mi gerekir? Bu birliktelik reklamdan çok pazarlama alanına giriyor diye düşünüyorum. İnce eleyip sık dokumak lazım. Riskli bir iş gibi geldi bana…

Hepsi-Pepsi uyumu deyince aklıma Yiğit Özgür imzalı çok sevdiğim bir karikatür geldi.
Şöyle ki; hakimin karşısında saçmalayan iriyarı bir adam vardır:

- Köşede bekledim,çıkınca da tepsiyle kafasına vurdum...
- İyi de, yanında silahın, bıçağın da varmış...Neden tepsi?
- Bi yerde okumuştum...Öyle yapınca tepsi müdaafadan az ceza alınıyomuş...
- Nefsi müdaafa olmasın o?
- Hepsi müdaafa değil mi sonuçta...
- Yaz kızım, sanığın yirmi yıl hapsine...
- Ama yirmi yıl çok fazla... Bilseydim yanımda hafifletici sepetler getirirdim... :)

Myshowland öldü!

‘İstanbul 17 Haziran'da Türkiye ve Türkçe için çok önemli bir törene ev sahipliği yapacak. 84 ülkeden Türkiye'ye gelen dili, dini, ırkı ve rengi farklı 355 öğrenci, düzenlenecek olimpiyatta Türkçelerini yarıştıracak. Ödül töreni ise Avrupa'nın en büyük gösteri merkezi Myshowland 'de gerçekleştirilecek. Uluslararası Türkçe Olimpiyatı, aynı zamanda ilginç bir değişime de sahne olacak. Bugüne kadar markasını zihinlere kazıyan 'Myshowland' törende ‘İstanbul Gösteri ve Kongre Merkezi' adıyla görücüye çıkacak.’

Eski adı ‘Mydonose Showland’, yeni adı ‘My Showland’ ve son adı ‘İstanbul Gösteri ve Kongre Merkezi’ olacak olan gösteri merkezinin sahibi Mustafa Özbey ’i kutlamak ve şu sözlerini de dikkate almak gerektiğine inanıyorum.

“5 kıtadan yabancılar gelip Türkçe konuşurken ve Türkçe bir dünya dili olmaya başlarken benim yerimin adının İngilizce olması büyük bir saçmalıktı. Utandım. Türkçe olimpiyatını düzenleyen insanların heyecanını, Türklüğe, bayrağa ve Türkçeye olan sevgilerini görünce Myshowland 'in adını değiştirmeye karar verdim. Onların heyecanı bana da yansıdı.”

Ne amaçla olursa olsun, umarım bu değişim her konuda dilimizi teşvik etmeye zorlar…

'Papia' Tuvalet Kağıdı

Artık eskisinden daha iyisi var: Papia!

Gerilim dolu müziğiyle ve heyecan dolu sahneleriyle kısa film formatında başlayan, bir tuvalet kağıdı için abartılı bulduğum reklam filmi aklıma şu soruyu getirdi:

- Tuvalet kağıdından bu kadar fazlasını bekleyen var mı acaba..?

Hedef kitlesini evin alışverişini yapan orta yaşlı kadınların oluşturduğunu varsayalım. Ürünün özelliklerini anlatırken şu yollara başvurmuşlar:

Daha yumuşak : Mikro kabartmalı…
Yanaklarında tuvalet kağıdını gezdiren kadını görüyoruz.

Daha doğal : Yapay beyazlatıcısız…
Bu kez de tuvalet kağıdını öpüp kokluyor.

Daha dayanıklı : Tam üç katlı…
Son olarak tuvalet kağıdını bir fular gibi boynuna sarıyor.

‘Reklamların farkı yaşadığımız gündelik hayatı abartmasından kaynaklanır’ mı? diyecekseniz…

Yoksa bu reklamlarla Papia tuvalet kağıdı satışları patlar mı?

İkisine de inanasım gelmiyor. Pazara yeni giren bir ürünün bu kadar özelliği varken bunları kozmetik bir ürün gibi konumlandırıp heba etmesi bana mantıklı gelmedi.

'Papia' ismine anlamının Yunanca’da ördek olmasından çok, bence İngilizce ‘Paper’ ve Fransızca ‘Papier’ kelimelerini hatırlatması bir artı katıyor.

Hepimiz daha iyisini istiyoruz… Çünkü daha iyisine lâyığız…

Ama ürünü lâyık olduğumuz şekilde bilinçli kullanmak isteriz.

Değil mi..?

Haziran 24, 2006

günün (s)özü 7

Bir insan 'reklam' dedi: Minik fare kükredi.

günün (s)özü 6

Dünya şekilden ibaret!

Galile

Haluk Mesci & Soru-Cevap


Reklam yazarının junior, senior olduğuna kim kanaat getiriyor?

Büyük, çok pazarlı Amerikan reklam ajanslarıyla gelen bir kavram. Onlarda, kimin kaç sene deneyimli olduğuna dayalı bir pozisyon tanımı var. Oradan devşirme.


Reklam yazarı stajyerinin ya da işe yeni başlayan bir reklam yazarının ilk etapta çok para kazanmasına imkân var mıdır; bekleyip kurallara aynen uymak mı gerekir?

Yoktur! Hele Türkiye’de... Bekleyip, kendini göstermek ve sağlıklı bir biçimde yükselmek gerekir. Yazarın veya grafikerin kendini birilerine kabul ettirme dönemleriyle birilerinin yazara veya grafikere iş teklif etme dönemi arasında başarılar ve zaman vardır.


Reklam yazarının dil becerisinin yanında görsel bakış açısını da geliştirmesi sanat yönetmenlerine dokunur mu? Yoksa yaratıcı yönetmen olmanın yolu buradan mı geçiyor?

Dokunmaz. Tam tersine, ne olup bittiğini anlayan biriyle çalışmak onların işini kolaylaştırır. Ama ukalalık veya cingözlük vb etmemeye dikkat ederek kullanmak gerekir bu görsel bakışı...

ÖSS' de Reklam

Kimi ÖSS’yi, kimi ÖYS’yi, kimi de her iki sınav sistemini tatmıştır geçmişinde...
2006’nın garip ÖSS sisteminde en çok sevdiğim bölüm olan Türkçe sorularına göz atayım dedim. Soruları çözerken daha önce heyecanlanacağımı düşünmediğim iki soru metnini sizinle paylaşmak istedim.

Buyrun...

1. Bölüm Türkçe Testi/Soru 21:

‘Romancılarımız, edebiyatımızın bir döneminde toplumsal sorunlara sahip çıkmayı ilke edinmiş, yapıtlarında bunları yansıtmaya çalışmışlardı. Daha sonra Türkiye’nin ve dünyanın değişmesiyle bu yaklaşım da geçerliğini yitirdi. Romancılarımız toplumsal konular yerine bireysel konuları anlatmaya yöneldi. Bu yönelim, onların kimi düşünceleri yansıtmaması anlamına gelmez. Elbette her romanın yine de bir iletisi vardır. Ama bu, hesaplı bir biçimde, bir amaç doğrultusunda yapılyorsa o zaman, yazılan, romanlığını yitirir; ya reklam metni olur ya da propaganda.’

Bu parçada romanlarla ilgili olarak karşı çıkılan nedir?

D) Bir düşünceye bağlanıp onun benimsetilmeye çalışılması.


Reklam metinlerinin hedef kitleyi oluşturan bireyler üzerinde ince elenip sık dokularak düşünülüp yazılması, reklamverenin pazar payını artırması ve bir amaç( ürün/hizmet satışı, ürün/hizmet sadakati, kurumsal kimlik...) doğrultusunda yapılması her ne kadar bize reklamı ya da propagandayı hatırlatsa da, yazılanın yukarıda saydığım nedenlerle romanlığını yitirip reklam metni gibi yorumlanması kısa ve öz bir tabir olmuş. Zaten aramızda ‘konsept’ olarak anılan, ‘düşünce’ye bağlanıp onu hedef kitleye benimsetmek de cevabı ele veriyor.

1. Bölüm Türkçe Testi/Soru 29:

‘Yazı insanıyım ben. Yazıdan başka bir şey düşünmem. Geçimimi de yazarak sağlıyorum. Televizyon haberciliği bana, açık, kısa cümlelerle yazmayı öğretti. Bir buçuk dakikalık haberde bütün gün izlediğin olayı anlatmak zorundasın. Zaten televizyonda uzun cümleler dikkati dağıtır. Eline gazete alıp okumak gibi değildir. Basında röportajlar, diziler hazırlarken yerim genişti. Yine de kısa, anlaşılır yazmaya özen gösterirdim. Reklam için metin yazmak ise bambaşkadır. Kırk beş saniyelik reklamlara metin sığdıracaksın. Kısacası yazıyı, yaptığım işe uydurmayı öğrendim.’

Yazarın yazı sevdasında, kısacık reklamlara metinleri sığdırma çabasında ve yazı insanlığını her türlü yazı işinde kullanabilmesinde kendini bulanlar vardır. Yerim geniş rahatlığıyla kısa-anlaşılır yazmak yerine, uzun-sıradan cümleler kuranların tüketicinin olağan dikkatini dağıtmalarını özetleyen bu sade metni okurken kafamda başka şeyler canlanıverdi.

Nerden nereye...

Haziran 04, 2006

ne dersin sevdiğim?


sevdiğim gel sevgiden bahsedelim
bilirsin gönül sohbet ister
kahve, fal bahane
bir kahvehane var bildiğim
muhabbete aç
yakınlarda
kalbimin bodrum katında...


istersen sadakati ekelim önce
çimlenip büyüsün
kendince
sonsuza dek
zamana karşı gelircesine
dilediğin gibi sevdiğim...

cinayet mi işleyelim yoksa?
ihtirasa atarız suçu
çıkarız işin içinden
vicdanımız gelirse peşimiz sıra
kaçarız geriye bakmadan
bu kez de gururumuz çıkacak karşımıza
o zaman ne yapacağız sevdiğim?
tutkumuz yetmeyecek gibi...


yaşama bağlanmalı yeniden
ama derinden bu defa
belki de
yaşamaya doymadan
doyasıya yaşamalı
ne dersin sevdiğim?

Mayıs 27, 2006

Pfizer ile Tanışma Toplantısı

Şu saatlerde gerçekleşmekte olan, fakat finallerimden dolayı gidemediğim PiT (Pfizer ile Tanışma) Kariyer Toplantısı için yürütülen iletişim çalışmasını çok beğendim. Sanırım 'akampüs' tarafından yürütülüyor. Önce üniversitelerde sağa sola bırakılan broşürler, toplantı için kurgulanmış bir site ve en önemlisi toplantı serisi için basit ve iyi düşünülmüş bir konsept. Bu nasip olmadı ama diğerine sazanlamayı(!) isterim...

Göz atarsanız;

http://www.pfizer.com.tr/pit/pithp.html

BP 'den Bardak Kampanyası

BP’den her 60 YTL.lik akaryakıt alımınıza 1 bardak hediye!

- Kampanya, sadece nakit ve kredi kartıyla yapılan alımlarda geçerlidir.
- Kampanya stoklarla sınırlıdır.
- Bu kampanyaya katılan BP akaryakıt istasyonlarında geçerlidir.

BP ’ye daha sık uğrayın, bardak koleksiyonunuzu tamamlayın.


Meraklar benden...

- Bu kampanya hakkında ne düşünüyorsunuz?

- Coca Cola, Pepsi, Cola Turka gibi 2-3 YTL'lik hızlı tüketim ürünleri promosyon amaçlı yığınla bardak verirken, BP'nin rakipleri sağlam stratejileriyle yoluna devam ederken 'bardakları doldurma' kampanyası hedef kitleye depoları doldurtur mu dersiniz?

- 360 YTL 'lik alışverişe 6 aynı bardaklardan oluşan bir koleksiyonu tercih etmek akıl kârı mıdır?

- Diyelim ki akıl kârıdır; bu kampanyayı duyup kampanyadan yararlanmak isteyen bir tüketici kampanyaya katılmayan bir BP istasyonuna gittiğinde nasıl teselli edilecektir?


Yorumlar İnci Vardar 'dan...

Kampanyanın ilginç bir yanı yok. Bunlar zaten sürekli yapılan kampanyalar, sadece hediyesi değişiyor. Bulaşik deterjanı, poşet çay, ıslak mendil, vs...

Bunu 360 YTL'ye 6 bardak olarak düşünmemek gerek. Her zamanki gibi benzin alırken bir de üstüne bardak alıyorsun gibi bir şey. Normalde 50 YTL tutarinda benzin alirken 60 YTL'lik benzin almak akıl kârı mıdır? Öyledir herhalde, en azından bir zararı yok.

Bunun için kullanıcı benzincisini degiştirir mi? Belki. Belki de değiştirmez, çünkü benzer bir kampanya kendi benzincisinde de vardir. Kampanyaya katılmayan BP istasyonu bulmak da pek kolay olmaz sanıyorum. Belki çok küçük benzinciler katılmaz.

Bu kadar küçük bir benzinciden de teselli ödülü istemezler herhalde bir bardak için, zira halkımız küçük esnafa anlayışlı davranabilmektedir.

Hikaye Eyüp Üstün 'den...

Ben bu bardak kampanyasının etkisine geçen gün bizzat şahit oldum. Arkadaşımın aracıyla bir yere gidiyorduk. Benzin almamız gerekti ve arkadaşım BP istasyonu bulana kadar kaç tane benzinciyi pas geçti. Benzini aldık ve arkadaşım, kasadan elinde iki bardakla aracına döndü.

Sonuçta promosyon işte. BP bardak verirken bir başka marka da başka bir şey veriyor olabilir... Ama bir de şöyle bir şey var; verilen hediye çok farklı bir şey değil belki ama bir kere aldığınızda ister istemez 6' ya tamamlayıp takım yapma güdüsünü geliştiriyor.

Devamlılığı olması açısından etkili buluyorum. İnsanı "nasıl olsa benzin alacağım, bari bardak takımı yapayım" gibi bir düşünceye sokuyor olabilir. Ticari araç kullanıcıları veya çalıştığı şirketin aracını kullanan kitleyi düşünün. Bardak takımı yapma güdüsüyle güdülenmiş kitleyi :)

Fasıl ve Efe Karşı Karşıya

Rakı tekelinin ortadan kalkması sonucu özel sektörün canlanmasıyla piyasaya sürülen yeni markalar hareketli bir dönem yaşıyor. Bunlar arasında akla gelenler Yeni Rakı, Tekirdağ, Fasıl, Efe, Burgaz, Mercan, Ata…vb rakıları pazarda kendilerine yer bulabilmek için önce tasarımlarında farklılaşmayı denediler, ardından rakı içirmeye yönelik ilanlarla tüketicinin kalbine ya da midesine girmeye çalıştılar sonra sitelerinde, sinemalarda ve uygun olan mecralarda gösterime geçtiler.

Reklam filmi olarak ilgimi çeken Fasıl Türk Rakısı ve Efe Rakı reklamlarından Efe’yi Fasıl’a göre daha özendirici ve akılda kalıcı buldum.

Fasıl’ın reklamlarını film festivalinde izleme fırsatını yakalamıştım. Çalgılarını konuşturan çalgıcıların hali gerçekten hoştu. Zaten daha yumuşak bir içimi olduğu söylenen ve hedef kitlesi gençler olan Fasıl’ın hedeflediği kişiler de sinemaya gelen film severlerdi. Ancak; 'fasıl' üzerinden giden konseptin nereye kadar süreceği aklıma takıldı. Türk rakı severler her türlü eğlencede ya da türlü dertlerinde rakı içebilmektedir. ‘İlla fasıl olsun’ yerine; ‘müzik olsun, rakıya uysun’ mantığında olan benim gibi bir sürü genç tanıyorum.

Diğer yandan; Efe reklamına gelirsek, Efe Rakı’nın Avrupa’ya gönderilen İngilizce filminde ‘The white magic of İstanbul’ ifadesi kullanılıyor. Türkiye’de ise Avrupa için uyarlanan filmde olduğu gibi yavaş seyreden bir müzik eşliğinde suyun içine aktarılan rakıyla birlikte oluşan lale, çalgıcı, hisar, Kız Kulesi, oryantal dansçı figürlerinin ardından dış ses bu kez ‘Güzel rakının farkı’ ifadesini kullanıyor. Genel rakı içerlere uygun hitap ederek, gözleri rahatsız etmeden, aksine esnek figürlerle hayranlık uyandıran ve müziğin ritmine rakının kendisiyle ayak uyduran efelenen bir rakıyla karşımıza çıkıyor. Yapım olarak da daha kaliteli geldi.

İki reklam filmi de prodüksiyon ve yaratıcı fikir açısından başarılı.
Karşılaştırma yaparsak; içimlerini bilemem ama ben Efe’yi Fasıl’a tercih ederdim…
 
Clicky Web Analytics