Ağustos 22, 2007

Gülümse


Hiçbir zaman gülümsemekten vazgeçme, üzgün olduğunda bile. Gülümsemene kimin ne zaman aşık olacağını bilemezsin.

Gabriel Garcia Marquez

Bremen Mızıkacıları

günün [s]özü 183

Alışkanlık anahtarı kaybolmuş bir kelepçedir.

Amos Parrish

Balkon



Çocuk düşerse ölür çünkü balkon
Ölümün cesur körfezidir evlerde
Yüzünde son gülümseme kaybolurken çocukların
Anneler anneler elleri balkonların demirinde

İçimde ve evlerde balkon
Bir tabut kadar yer tutar
Çamaşırlarınızı asarsınız hazır kefen
Şezlongunuza uzanın ölü

Gelecek zamanlarda
Ölüleri balkonlara gömecekler
İnsan rahat etmeyecek
Öldükten sonra da

Bana sormayın böyle nereye
Koşa koşa gidiyorum
Alnından öpmeye gidiyorum
Evleri balkonsuz yapan mimarların.

Sezai Karakoç

Ağustos 21, 2007

Smirnoff I




günün [s]özü 182

Yazmak kolay. Bütün yapacağınız, beyninizden kan damlayıncaya kadar boş bir kağıda bakmaktan ibaret.

Gene Fowler

Yorumsuz XXXVI

Villamın Duvarına Reklam mı Alsam (!)

Joseph Campbell, bir söyleşisinde şöyle der: “Bir toplum hakkındaki bilgilendirmeyi, o toplumun en yüksek binasının ne olduğuyla anlayabilirsiniz. Bir ortaçağ kasabasına yaklaştığınızda, o kasabanın en yüksek binasının katedral olduğunu, bir 18. yüzyıl kasabasına yaklaştığınızda, o yerin en yüksek binasının siyasi merci olduğunu ve modern bir şehre yaklaştığınızda ise o yerin en yüksek binasının ofis binaları, yani ekonomik yaşamın merkezi olan binalar olduğunu görürsünüz.”

Bu, doğru bir tespittir. Bizde de camilerin minare yükseklikleri ile övünülür. Peki, bunun nedeni nedir? İnsanlar, büyük gördükleri şeye saygı mı duyuyorlar? Gökyüzüne doğru uzanan büyük kütleler, insanoğluna evrendeki küçüklüğünü hatırlatıp boyun eğmesini mi sağlıyor? Yani, bir otorite sembolü mü bütün bunlar? Bir şehirde ilk algılanan, en yüksek binalardır. Ne kadar yüksek ve iri olursa, o kadar uzaktan algılanabilme şansına sahiptir. İkiz Kuleler’in hedef seçilmesindeki amaç, böyle bir simgenin yıkılmasıyla otorite boşluğu ve güvensizlik hisleri yaratmaktı. Başarılı da oldular. Çoğumuzun belleğinde kalan görüntüler, orada hayatını kaybeden insan görüntülerinden ziyade binaların çöküşüydü.

Son dönemlerde ülkemizde yapılan başarılı açıkhava reklam çalışmalarında da Joseph Campbell’in söylediği prensip işlemekte. “Büyük markalar, büyük açıkhava çalışmaları yapar.”

Açıkhava reklamcılığı ile ilk tanışmamız, duvar afişleri ile oldu: Boş bulduğun duvara afişini yapıştır. Sonra, bu uygulama, belediyenin afişleme çalışmaları için özel alanlar ayırıp buraları ücret karşılığında kullanıma açması şeklinde devam etti. İlk başlarda ilgi çekici çalışmalar olarak görülen billboardlar, daha sonra işin iyice abartılıp boş bulunan her noktaya billboard dikilmesi ile etkinliğini kaybetti. Bunun sonucunda, reklamveren, etkiyi artırmak için, yan yana beş on billboard kiralamak zorunda kaldı. Sonra, buna da alışıldı. Daha farklı panolar kullanılmaya başlandı. Bunlara pizza, totem gibi isimler verildi. Amaç, farklı boyutlarla ilgi çekebilmekti. Zaman geldi; pizzalara da totemlere de alıştık. Olan, şehrin boş alanlarına oldu. İhtiyacımız olan boşluklar, çeşitli reklam panolarıyla dolduruldu. Zaman zaman, bu panolar azaltıldı; yönetimler değişti; farklı firmalar tarafından tekrar koyuldu.

İlk başlarda hesaplı fiyatıyla alternatif bir mecra olan billboardlar, günümüzde çok sayıda kullanılmadıkça, tüketicinin ilgisini çekmemekte. Aslında bu bir kısır döngü. Reklam alanlarını ne kadar artırırsanız, etkiyi o kadar kaybediyorsunuz. Hesaplı fiyatıyla kullanmayı düşündüğünüz billboard seçeneğinde, etkiyi sağlamak için çok sayıda kiralamak zorunda kalıyorsunuz. O zaman da hesaplı olma özelliği kayboluyor. Öyleyse, neden her tarafa billboard dikiyoruz? Bunun yerine, daha az sayıda billboard alanı ayırıp fiyatını da bu sayıya göre ayarlasak, daha iyi olmaz mı? Hiç olmazsa, şehri biraz olsun kurtarmış olmaz mıyız?

Yetmişli yıllarda, Amerikan filmlerinde ışıl ışıl reklam panolarını gördüğümüzde, bunu modernleşmenin bir ölçüsü zannederdik. Ama zaman gösterdi ki bu, modernleşme gibi görünse de insan psikolojisinde olumsuz etkiler yaratan bir durum. Çünkü, gün içinde istemediği halde binlerce reklam mesajına maruz kalan insanlarda, tedavi edilmesi gereken hastalıklar ortaya çıkıyor. Artık, alışveriş düşkünlüğü bile bir hastalık olarak görülmekte. Hatırlıyorum; Özal döneminde, Türkiye’nin modernleşmesi, tükettiği tuvalet kağıdı miktarı ile bile ölçülmeye kalkışılmıştı. Bu tür incelemeler, kimlerin işine yaradı dersiniz?

Günümüzde, Campbell’in bahsettiği yüksek binaların yerini, dev ilan panoları almış durumda. Çünkü artık, şirketlerden ziyade markalar revaçta. Şu anda doğru kabul edilen trend, yerleşmiş marka olabilmek. Ama, adı üstünde, trenddir; gelir geçer.

Anlamadığım birşey var; adam, binasının bir yüzünü, özellikle de yola bakan taraf oluyor, belli bir ücret karşılığı kiralayıp reklam alıyor. Bu bina, bir mimar tarafından yapılmıştır. Mimar, o binaya kişilik kazandırmak için kafa patlatmıştır ve bu, sonradan bir reklam panosu ile yok ediliyor ve bina sahibi bundan bir rahatsızlık duymuyor. Yahu, bu binaya sahip olabilmek için dünyanın parasını ödemedin mi? Bu biraz, baz istasyonlarında yaşadığımız duruma benziyor. Uzmanların, sağlığa zararlıdır diye bas bas bağırmalarına karşın, insanlar oturdukları evlere üç beş bin dolar karşılığı baz istasyonları taktırdılar. Bu rakam, sağlığın karşılığı olabilir mi? Gereğinden fazla kullanılan reklam panoları da bence insanın ruhsal durumunda tahribat yapmakta. Ruhsal sağlığımızı küçümsememeliyiz; yeri geldiğinde, en önemli varlığımız. Dengesi bir bozuldu mu, hem kendimize, hem de çevremize hayatı zindan edebiliriz.

Peki, benim önerim ne? “Outdoor” faaliyetlerinden tamamen vaz mı geçmek? Tabii ki hayır. Bu, ekonominin çarklarının dönmesine yardımcı olan bir etken. Elbette reklam yapılacak; insanlar, ürünlerini tanıtmaya ve satmaya çalışacaklar. Ama bunun ölçüsünü ayarlamak lazım. Reklam pahalı bir iştir. Yapmaya karar verdiğinizde, para harcamak durumundasınız. Hem para harcamayalım, hem de reklam yapalım derseniz, olmaz. Reklamverenin bunu iyice anlaması, reklam sektörünün de her bütçeye reklam yapılır mantığını değiştirmesi lazım. Billboard fiyatları artsın; ama, sayıları da azalsın. Şehre yer açılsın. Gözümüz dinlensin. Biraz kendi halimizde kalalım; yönlendirilmeyelim. “Sen özgürsün” gazını verip bizleri standartlaştırmayın. Veya özgür olduğumu iddia etmeyin.

Bence outdoor kullanımında özellikle dikkat edilmesi gereken unsur, yaratıcılık. Outdoor’un fikri ayrı olmalı. Kullanılacağı alanla bütünleşecek, kendi içinde bir espri barındıran çalışmalar, insanların hoşuna gidecek; insanlar bundan haz alacaklardır. Bu haz da onlar için fayda anlamına gelir.

Diğer türlüsü, her yanı reklam panolarıyla donatalım; peki, sonrası ne? Şehri katletmekten başka birşey değil. Reklamveren, bu panoların kirasını ödemeye çalışıyor; ama her taraf böylesine reklam kirliliğine bulanmışken, bundan ne kadar fayda sağlıyor? Binlerce reklam panosu arasından onunkinin ön plana çıkması ne kadar olası? Tamam, çok farklı bir tasarımla ilgi çekilebilir; ama şunu da biliyoruz ki çok farklı tasarımlar ender çıkmaktadır. Zaten bu yüzden farklı olmaktalar.

Benim outdoor çalışmalarındaki önerim şu: Yaratıcı fikirler bulun ve bu, sokaktaki insanın hoşuna gitsin. Böylece, bilinçaltlarında “Kullanılıyorum” duygusu yaşamasınlar. “Yaratıcı fikirler bulmak, zaman ister; emek ister; bize ödenen fiyatlara bu yapılmaz” diyorsanız da yapmayın. Bırakın, o alan boş kalsın.


Abdürrahim Sönmez

Ağustos 20, 2007

Murat 124 efsanesi



Sevdaya Mı Tutuldum?

Benim de mi düşüncelerim olacaktı,
Ben de mi böyle uykusuz kalacaktım.
Sessiz, sedasız mı olacaktım böyle?
Çok sevdiğim salatayı bile
Aramaz mı olacaktım?
Ben böyle mi olacaktım?

Orhan Veli Kanık

günün [s]özü 181

Hırs içinde yaşarsanız etrafınız da hırs dolar.

Ağustos 17, 2007

Galatasaray İletişim

Tecelli

Nedir bu benim çilem!
Hesap bilmem
Muhasebede memurum.
En sevdiğim yemek imambayıldı
Dokunur.
Bir kız tanırım çilli
Ben onu severim
O beni sevmez

Oktay Rıfat Horozcu

6. Tespit

Sagopa Kajmer & Ümit Özat


günün [s]özü 180

Başarabiliyorlar, çünkü başarabileceklerini düşünüyorlar.

Virgil

Tavşan

Çok sık cinsel ilişkiye girdikleri için,
playboy'a amblem olmuş hayvan türüdür.


Engin Gürkey Ensemble

Yansımalar ve İncesaz gruplarından tanıdığımız, müzik eğitmeni, besteci ve multi percussionist Engin Gürkey, 2005 yılının sonunda yayınlamış olduğu “World of Percussion” adlı albümünden sonra ikinci albüm çalışması “Güldede” ile karşımızda.

80’li yılların başlarında perküsyon dışındaki diğer enstrümanı piyano ile besteci kimliğini olgunlaştıran Gürkey, etkilendiği olayların bir özeti olan bu albümü sundu: perküsyon çalarak eşlik ettiği sözsüz şarkıları…

Kalan Plak etiketi ile yayınlanan albüm, sanatçının akustik yapıda, Modern Türk müziğine dair, özellikle melodik yapısı ney, ud ve keman gibi enstrümanların bir arada seslendirilmesi ile hazırlanan beste ve düzenlemeleri ile dikkatleri çekiyor.



Engin Gürkey bu albümüne dair 2006 yılından itibaren başlattığı sahne çalışmalarını “Engin Gürkey Ensemble” adı ile ile yurtiçi ve yurtdışı konserleri ile sürdürmektedir.

Engin Gürkey - perküsyon
Turay Dinleyen - ud, keman
Ali Tüfekçi - ney
Yiğit Özatalay - piyano
Özgür Salıcı - kontrabas
Türker Çolak - darbuka
Emre Karabulut - def

Ağustos 16, 2007

Sürpriz

Temel ile Dursun, bir gün sinemaya giderler. Filmde bir at yarışı sahnesi vardır. Temel Dursun’a sorar:
- İddiaya var misun; ben diyrum pirinci at kazanur.
- Oldi; ben da ikinci ata oynayrum.
İddiayı Temel kazanır ve Temel, Dursun’un 5 milyonunu alır. Ertesi gün, Temel Dursun’u arar:
- Dünkü film faridiya; ben oni bidaa seyretmistum; vicdanum rahat etmedi; onun içun aradum.
- Ben da seyrettum.
- O zaman niye ikinci ata oynadun?
- Supriz oynadum, olum!

günün [s]özü 179

Hiç kimse sizin izniniz olmadan kendinizi değersiz hissettiremez.

Eleanor Roosevelt

Yorumsuz XXXV

Arkadaş

Orta Asya'da savaşın ok ve yay ile yapıldığı dönemlerde, Türk savaşçılar, arkalarından gelebilecek bir saldırıyı önlemek için, sırtlarını önceden bu amaçla hazırlanmış bir ‘taş'a dayarlardı. Bu taş, "arka–taş" veya Azerbaycan'daki telaffuzuyla "arka–daş" olarak adlandırıldı. "Dostluk" kavramının, zaman içinde, insanın arkasını yaslayabileceği ve kendisini olabilecek kötülüklerden koruyacağı fikriyle özdeşleştirilmesi sonucu, "arkadaş" kelimesi "dost" anlamında Türkçedeki yerini buldu.

Ağustos 15, 2007

günün (s)özü 178

Görüşler, görünüşe akseder.

Akif Cemil

Marka nedir?


Marka bir satıcı veye satıcılar grubunun pazara sürdüğü mal veya hizmetleri tanımlamaya ve rakiplerinden ayırıp farklılaştırmaya yarayan bir isim, sözcük, sembol, tasarım, işaret, şekil, renk, koku veya bunların çeşitli bileşimleridir.

Ağustos 14, 2007

Ağustos 12, 2007

günün (s)özü 177

Her kavganın ezelî mazereti: Son kavga olmak.

Cemil Meriç

İstanbul Türküsü



Istanbul’da, Boğaziçi’nde
Bir fakir Orhan Veli'yim,
Veli’nin oğluyum,
Tarifsiz kederler içinde.

Urumeli Hisarı’na oturmuşum;
Oturmuş da bir türkü tutturmuşum:

'İstanbul’un mermer taşları;
Başıma da konuyor aman, martı kuşları;
Gözlerimden boşanır hicran yaşları;

Edalı'm
Senin yüzünden bu hâlim.

Istanbul’un orta yeri sinama;
Garipliğim, mahzunluğum duyurmayın anama;
El konuşur, sevişirmiş; bana ne?

Sevdalı'm
Boynuna vebâlim!'

Istanbul’da Boğaziçi’ndeyim;
Bir fakir Orhan Veli;
Veli’nin oğlu;
Târifsiz kederler içindeyim.

Orhan Veli Kanık

Turkcell Ajansları Arası İletişim


Turkcell iletişim faaliyetleri için artık üç ajansla birden çalışacak: Alametifarika, Pars/McCann-Erickson ve Leo Burnett. Peki bundan sonra Turkcell’in marka iletişiminde ajanslar arası koordinasyon nasıl sağlanacak?

Temmuz sonunda tamamlanan Turkcell konkur sürecinin ardından Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Lale Saral Develioğlu ve Turkcell Pazarlama İletişimi Bölüm Başkanı Nazlı Nalbantoğlu bu konudaki yaklaşımlarını MediaCat’le paylaştı.

Ajanslar arasında nasıl bir iletişim koordinasyonu olacağı hakkında Nalbantoğlu, “İletişimimizi yaparken pek çok işi bir çanağın içinde birlikte yürütüyoruz. Turkcell’in çok yoğun iletişim faaliyeti var. Kurum içinde ayrı bir pazarlama iletişimi bölümünün olmasının sebebi bu. Bütün ajansları koordine edip hepsinin arasındaki bilgi alışverişini saptamaktan bu ekip sorumlu” derken, ajansların birbirini yönlendirmesi diye bir şeyin söz konusu olmadığın belirtti.

“Alametifarika Turkcell’i çok uzun yıllardır tanıyan bir ekip ve bizim stratejik ortağımız. Biz onları sadece reklam ajansı olarak görmüyoruz. Yeni ajanslarımızla ilişkilerimize başlarken hep bu temenniyi ortaya koyduk” diyen Nalbantoğlu, bundan sonra iletişim faaliyetlerinin artacağını sözlerine ekledi.

Kaynak: MediaCat

günün (s)özü 176

Bir milletin ruhu zapt olunmadıkça, bir milletin azim ve iradesi kırılmadıkça o millete hâkim olmanın imkânı yoktur. Halbuki asırların yarattığı millî bir ruha, kuvvetli ve daimî bir millî iradeye hiçbir kuvvet karşı koyamaz.

Mustafa Kemal Atatürk

GSUİK 10 yaşında



Eylül’de 10 yaşına giriyoruz. 10. yılımızı Fest ON kapsamında büyük organizasyonlarla hep beraber kutlamayı istiyoruz. Yeni logomuz, maskotumuz ve Fest ON organizasyonları ile ilgili detaylı bilgi Eylül ayından itibaren www.gsuik.org ’da.

Ağustos 10, 2007

Yorumsuz XXXIV

Neydim ki

Kendiliğinden var olmuş sanma beni;
Bu kanlı yola ben sokmadım kendimi;
Bir gerçek varlık beni var etmiş olan;
Yoksa kimdim ben, neredeydim, neydim ki.

Ömer Hayyam

Murat 124 'Hesaplı Otomobil'




Ağustos 09, 2007

Slovenya manzarası

Çokluk Senindir

Özenle soyduğum şu elma söyle şimdi kimindir
Özenle ne yapıyorsam bilirsin artık senindir

Suya giden bir adam mesela omzunu eğri tutsa
Güneş, su ve adamın omzundaki eğrilik senindir

Ayağa kalkarsın, adına uygunsun ve haklısın
Kararan dünya bildiğin gibi sık sık senindir

Kararan dünya yeni bir güle bir ateş parçasıdır
Bir ateş parçasından arta kalan soylu karanlık senindir

Bir deneyli geçmişi aldın geldin yeniyi güzel boyadın
Ben bilirim sen de bil ilk aydınlık senindir

Benim sevdiğim su senin suyunun öz kardeşidir
Senin suyunun bıraktığı güçler artık senindir

Çünkü bir silah gibi tutarsın tuttuğun her şeyi
Her yeri bir uyarma diye tutan ıslık senindir

Senindir ey sonsuzveren ne varsa hayat gibi
Tutma soluğunu, genişle, öz ve kabuk senindir

Ey en güzel görüntüsü çiçeklere dökülen bir çavlanın
Aşkım, sonsuzum, bu dünyada ne var ne yok senindir

Turgut Uyar

GSU55

günün (s)özü 175

Ciddi insanlardan pek az fikir çıkar. Fikirlerle dolu insanlar, asla ciddi olmazlar.

Paul Valery

Kompüter Elektrik Beyin Makineleri

eNSTaNTaNeLeR 24

* Nerelisin? Gençturkcell'liyim.

* Tereciye tere reklamı yapılır.

* 1002. Gece Masalları

* Yurdum aydını

* Yedir kürküm yedir!

* İyi dinle, bir söyle!

* Baykal Beyin Fırtınası

* Marketingden İnsan Manzaraları

Reklamcılık



Reklamcılığı size hiç benzemeyen bir insanın bile ne düşündüğünü, ne hissettiğini anlama; onun aklını, gönlünü çekecek sözleri, sesleri, görüntüleri bulma sanatı diye tarif edebiliriz.

Serdar Erener

5. Tespit

Murat Boz & Cem Uzan


Ağustos 08, 2007

günün (s)özü 174

Doğallık sahip olunan değil, kazanılması gereken bir erdemdir.

Cervantes

Ağustos 04, 2007

İstanbul Boğazı



İstanbul Boğazı, Karadeniz ile Marmara Denizi'ni birleştiren su yoluna verilen isim. İstanbul'un Rumeli (Avrupa) ve Anadolu (Asya) yakalarını birbirinden ayırır. Uzunluğu düz olarak 30 kilometredir. Girintileri ve çıkıntıları hesaba katılınca kıyılarının uzunluğu ortaya çıkar. Rumeli yakasında Rumeli Feneri'nden Haliç kıyılarını dolaşarak Ahırkapı Feneri'ne kadar olan uzunluğu 55 kilometre, Anadolu yakasında Anadolu Feneri ile Kız Kulesi arasındaki uzunluğu 35 kilometre, Selimiye önündeki Kayak Burnu'na kadar olan uzunluğu 36 kilometredir. İstanbul Boğazı'nın en geniş yeri Anadolu Feneri ile Rumeli Feneri arasında 3.600 metre, en dar yeri Anadolu Hisarı ile Rumeli Hisarı arasında 760 metredir. Boğaz'ın en derin yeri Bebek ile Kandilli arasında 120 metredir.

İstanbul Boğazı'nda su yüzünde Karadeniz'den Marmara'ya, su altında Marmara'dan Karadeniz'e akıntılar vardır. Su yüzeyinde yer yer ters akıntılar da görülür.

İstanbul Boğazı üzerinde 1973 yılında hizmete açılan 1.073 metre boyundaki Boğaziçi Köprüsü iki yakayı birbirine bağlamaktadır.

Kaynak: Vikipedi

Yorumsuz XXXIII

Güzel günler göreceğiz çocuklar

Güzel günler göreceğiz çocuklar
Motorları maviliklere süreceğiz
Çocuklar inanın inanın çocuklar
Güzel günler göreceğiz güneşli günler
Motorları maviliklere süreceğiz

Hani şimdi bize
Cumaları, pazarları çiçekli bahçeler vardır,
Yalnız cumaları ,yalnız pazarları

Hani şimdi biz
Bir peri masalı dinler gibi seyrederiz
Işıklı caddelerde mağazaları,
Hani bunlar
77 katlı yekpare camdan mağazalardır.

Hani şimdi biz haykırırız
Cevap:
Açılır kara kaplı kitap:Zindan

Kayış kapar kolumuzu
Kırılan kemik, kan

Hani şimdi bizim soframıza
Haftada bir et gelir
Ve
Çocuklarımız işten eve
Sapsarı iskelet gelir

Hani şimdi biz
İnanın güzel günler göreceğiz çocuklar
Güneşli günler göreceğiz
Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar
Işıklı maviliklere süreceğiz

Çocuklar inanın inanın çocuklar
Güzel günler göreceğiz güneşli günler
Motorları maviliklere süreceğiz

Nazım Hikmet Ran

İstavrit



Kıraça-İstavrit-Eşek istavriti olarak adlandırılır marmara boğazında. Kıraça, tava yapılarak tüketilir ki tazeyse şayet doymaz bünye yemeye. İstavrit de tava balığı olsa da ızgarada da fena olmaz yağlanınca. Güzel balıktır, saftır, fukara dostudur. İyi balıktır istavrit, her yola gelir. Lakin bir boy büyüğü olan eşek istavriti pek bir yağlı, pek bir iğrenç olur, çingene palamutu adı altında bilmeyene kakalamak daha zevklidir.

Teşekkürler corrosive...

Kaynak: ekşisözlük

İlk altı aylık BÜYÜKler


Bileşim Medya’nın 2007 yılının ilk altı ayında yapılan tüm reklamlara ilişkin verileri üzerinden yapılan değerlendirmeye göre Türkiye’nin en büyük yaratıcı reklam ajansı Ogilvy & Mather.

MediaCat’in Ağustos sayısında yer alan ve dört mecrada (televizyon, radyo, gazete, dergi) yayımlanan reklamların süre ve sütun-santim rakamlarının tarife fiyatları üzerinden toplanmasıyla elde edilen listenin iki numarasında Pars McCann-Erickson, üç numarada ise Alametifarika yer alıyor.

Bu arada ilk 10’da yer alan tek bağımsız ajans da Alametifarika. Listenin ilk 10’unda bu üç ajans dışında sırasıyla Güzel Sanatlar/Saatchi & Saatchi, Young & Rubicam/Reklamevi, Grey Worldwide, Manajans/JTW, Lowe, Medina Turgul DDB ve TBWA İstanbul yer alıyor.

Kaynak: MediaCat

Kamyon Arkası Yazıları Yarışması

Horoz Lojistik, 65. yılında sıfır kilometre kamyon arkası yazılarını bir araya toplamayı hedefleyen "Kamyon Arkası Yazıları Yarışması" ile yolların efsanesini arıyor.

Türkiye reklam ajansını arıyor!


Kültür ve Turizm Bakanlığı, gelecek yıl turizme yönelik reklam faaliyetlerini başlatmak için ihaleye çıkıyor. Bakanlık, Türkiye'nin tanıtımı için proje hazırlayacak şirketi Berlin'de gerçekleştirilecek ihalede belirleyecek.

Geçen yıl Alman Sea Ajans'ın aldığı ihalenin bu yıl kim tarafından kazanılacağı merak ediliyor. Tanıtım faaliyetlerinin ülkeye gelen turist sayısına önemli katkı sağladığı belirtiliyor. 2007'de Türkiye için ana slogan olarak 'Welcome Home' kullanılmıştı. Billboardlarda ve afişlerde kullanılan resimlerde ise kollarını yana açan ve Türkiye'nin 'T'sini oluşturan insan figürleri yer almıştı. Yaklaşık 120 milyon dolarlık bütçe harcanmıştı. Yetkililer, bu yıl da aynı rakamın altına düşülmeden, reklam için önemli bir bütçe ayrılacağını ifade ediyor.

Türkiye'nin 2008 yılında tüm dünyaya reklamını yapacak şirketi belirlemek adına yapılacak ihale 28 Eylül'de Berlin'de gerçekleştirilecek. Tanıtım faaliyetleri eylül ayındaki ihalenin ardından en geç Ocak 2008'de tüm dünyada başlatılacak. Geçen yıl 73 ülkede yürütülen tanıtım faaliyetleri, bu yıl da yine aynı ülkelerde devam ettirilecek. Uzakdoğu, Ortadoğu ülkeleri için de ayrı ayrı şirketlerle çalışılacak. Her kültüre özgü farklı tanıtım kampanyaları yürütülecek. Kampanyalarda, Türkiye'nin güçlü yanları, turizm çeşitliliği tanıtılacak. Kültür turizmi, şehir turizmi, kongre, sağlık-termal, golf turizmi ve sportif aktivitelere vurgu yapılacak. Türkiye'de yılın 12 ayı boyunca her türlü aktivitenin yapılabileceği mesajı işlenecek. Tanıtım içerisinde klasik yöntemlerin yanı sıra internet gibi teknolojik ürünlere de ağırlık verilecek. Türkiye, turizm geliri açısından dünyada 11'inci, en çok turist çeken ülkeler sıralamasında ise 9'uncu sırada yer alıyor. Turistik tesislerdeki doluluk oranının yüzde 100'e ulaştığı ülke, 2007'nin ilk altı ayında 9,1 milyon turist ağırladı. 2023 yılına yönelik hedef ise 65 milyon turist ve 85 milyar dolarlık gelir. Türkiye, 2006 yılında 2 bin 953 konuk ağırladı. Bu rakam, 1 milyon 200 bin yeni liralık reklam kampanyasına denk geliyor.

Kaynak: Zaman

günün (s)özü 173

Dünyanın en yoksul insanı, paradan başka hiçbir şeyi olmayandır.

Schopenhauer
 
Clicky Web Analytics